31 Mayıs 2012 Perşembe

Devletler Oyunu

Bedirhan Muhib'in çevirisiyle Nehir Yayınlarınca 1988 yılında yayınlanan, CİA ajanı Miles Copeland'ın "Devletler Oyunu" isimli kitabının tüm okurlarca okunmasında büyük yarar olduğunu düşünüyoruz.

Miles Copeland, öyle bildiğiniz gizli CİA casuslarından değil, internette hakkındaki onca bilginin yanında blogu ve bol sayıda fotoğrafı da mevcut.

Tavsiye ettiğimiz eser, İskenderiye'nin yoksul bir postacısının oğlu olarak dünyaya gelen ve 1952 yılında "Hür Subaylar" hareketinin lideri olarak Mısır Kralı Faruk'u devirip Muhammed Necip'i iktidar koltuğuna oturtan ve kalp krizinden hayatını yitirdiği 1970 yılına kadar Mısır'ı yöneten tek adam Cemal Abdünnasır'ın ABD diplomatları ile ilişkileri ve bölgesindeki politikalarını konu alıyor.

Yazar Copeland eserinde önemli sayılabilecek tespitlerini de eserinde belirtmiş. Bunlardan bir kaçını burada zikretmekte fayda var:

- Yalana ve kandırmacaya alıştırılmış, ekonomisi kötü yönetilen, açlık ve işsizliğin olduğu ülkelerde insanlar oyunu kurallarına göre oynamazlar. Oyunu kendi kurallarına göre oynarlar. Bu ülkelerin liderleri ya ucuz demagoji yapıp "kahrolsun Emperyalizm, özgürlük istiyoruz" tarzında nutuklar atacak, ya ülkesinin yıkıntı haline gelmesine seyirci kalacak, ya da varlığını dıştan korumayla sürdürmeye devam edecektir.

- Etnik ayrışmanın yoğun olduğu ve iktidarın tüm olanaklarından cömertçe faydalandıkları ortamlarda temel amaçları bir kenara bırakmak ve ilerlemeyi rafa kaldırmak zorunlu hale gelir.

- Devletler Oyununda zayıf bir oyuncunun taktiği, güçlü oyuncunun birini diğer güçlü oyuncuya saldırması için kışkırtmaktır.

- Büyük bir havuzda yüzen herkes birbirini görmez, ama çarpışmamak için biri diğerini bu kalabalık ortamda izlemek zorundadır. Hakkımızda kötü emeller beslemediğine inandığımız ülkeler, kişiler hakkında da bilgi sahibi olmamız gerekir.

- Bir tek zayıf oyuncu çok şey yapmasa da, zayıf oyuncuların birliği çok şey yapabilir.

- Bir birlik teşkil edeceksiniz, birleşmeyenler için hayatı çekilmez hale getirmelisiniz.

- 1950'lerden önce Arap dünyasını tanıyan Amerikalılar sadece, misyonerler, eğitimciler, arkeologlar ve zengin romantiklerdi. Bölgede etkimizi en çok Beyrut Amerikan Üniversitesiyle, kardeş kurumları olan İstanbul Robert Kolej ve kahire Amerikan Üniversitesi yoluyla gerçekleştiriyordu.

- Mısır'ın bizim için (yabancı sermaye için) iyi bir yatırım alanı olması yetmez. Yatırım yapılabilecek yerlerin en iyisi olması gerekir.

Kitabın en önemli mesajı içeren bölümü de şöyle;

- Mısır'a benzeyen ülkeler bunca yardım verilmesine karşın rüzgarlara neden böylesine açıktı, çünkü içine giremedikleri sistemin artıklarıydılar. Sadece ikinci sınıf vatandaştılar. Bir Afrika ülkesindeki Amerikan büyükelçisi: "Bu insanlar hiçbir zaman buzdolabı, radyo ya da herhangi bir şeyi dışarıdan satın alabilecekleri fiyattan daha ucuz üretemeyecekler ve Batı ekonomilerinde, hammadde kaynakları olmaktan öteye gidemeyecekler. Bizim yardımımızla ne kadar gelişirse gelişsinler, bizi geçmeleri mümkün değil. Bu kısıtlanmışlığı,
bastırılmışlığı 20 yıl gördükten sonra Batı mantığı ve değerlerini, yerine bir şey koyamasalar bile reddetmeleri bana sürpriz gelmiyor." diyordu. Bu, işin biraz iç yüzünü ve azgelişmiş bir ülkenin nasıl mantıksız şeylerin sınırlarına gelebileceğini gösteriyordu.

Değerli kitap okurları. Ne dersiniz. Yukarıda içeriğinden kısaca bahsetmeye çalıştığım eser okunmaya değer mi?

Zihniniz berrak, yolunuz açık olsun efendim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder