6 Haziran 2013 Perşembe

Gene Sharp usûlü "Bahar"lı kansız devrimler


Associated Press (AP), 2010 Eylül’ünde Kahire’den bir haber geçti: Mısırlı muhalifler, evlerde toplanıp, Hüsnü Mübarek’i iktidardan uzaklaştırmak amacıyla sivil itaatsizlik eylemlerini tartışıyorlardı. AP’nin haberinde, katılımcıların Mahatma Gandi ve Martin Luther King’den esinlendikleri ve Amerikalı profesör Gene Sharp’ın internetten indirdikleri kitaplarını okuduklarından söz ediliyordu. Aradan sekiz ay geçti. Hüsnü Mübarek’in yerinde yeller esiyor.
Pasif direniş ya da sivil itaatsizlik söz konusu olduğunda, Mahatma Gandi ve Martin Luther King’i duymak kimseyi şaşırtmıyor; ama haberde adı geçen Gene Sharp da kim?

Sahnenin hemen arkasında

Yaklaşık 60 yıldır pasif direniş teorisi ve yöntemleri üzerine çalışan bu Amerikalı akademisyen, kitapları ve yazılarıyla Burma’dan Ukrayna’ya, Sırbistan’dan İran’a ve şimdi de Tunus, Mısır ve diğer Ortadoğu ülkeleri dâhil, dünyanın her yerinde diktatörlük rejimleriyle mücadele edenlere ilham veriyor. Buna rağmen, pek az kişi Gene Sharp’ı tanıyor, adını biliyor. Hatta bizzat yazdığı eylem yöntemlerini uygulayanlar bile, çoğu zaman onun farkında değil. Tahrir Meydanı’ndaki Mısırlılar gibi, çoğu yerde de eylemciler, ellerindeki ‘198 Pasif Direniş Metodu’ fotokopilerinin ya da sosyal paylaşım sitelerinden, cep telefonlarından gelen mesajlardaki anlık eylem taktiklerinin yazarını bilmiyor. Kendilerine, bunların Amerikalı bir akademisyen tarafından yazıldığı söylendiğinde, “Gene Sharp mı? Siz burada onu görebiliyor musunuz? Bu, bizim devrimimiz. Bize ne yapacağımızı Amerikalılar söylemediler” diye tepki gösteriyorlar. Bunda da haklılar; çünkü en azından son yüzyılda, hiçbir toplumsal direnişin arkasındaki teorisyen, bu denli geri planda kalmadı. Elbette her şeyin bir açıklaması ve her madalyonun iki yüzü var.

Gene Sharp, Mısır ve Tunus’ta başarıya ulaşan, şiddet içermeyen devrimlerle bugün gündeme gelmiş olsa da, aslında uzun zamandır sahnede; daha doğrusu, sahnenin hemen arkasında. Her şeyden önce o bir düşünür ve yazar. 83 yaşındaki bu eski akademisyen, tüm ömrünü sivil itaatsizlik ve pasif direniş çalışmalarına adamış. Yaşam öyküsü; araştıran, okuyan, yazan, öğreten diğer akademisyenlerden pek de farklı değil. Yine de sınırları aşan ve birçok ülkede gizli polisten saklanan kitapları, broşürleri, baskı rejimlerine sahip ülkelerdeki muhalifler tarafından izlenmiş; yazdığı yöntemler uygulanmış, hâlâ da uygulanıyor. Ön plana çıkıp, bir ‘Yeni Çağ kahramanı’ olarak görünmeyi tercih etmiyor, ama aslında tam da bunu arzuluyor.

Düşüncenin kıyısında eylem


Öğretim üyesi olarak uzun yıllar hem Massachussetts Üniversitesi Dartmouth’da hem Harvard’da görev yaptıktan sonra, 1983 yılında, Albert Einstein Enstitüsü’nü, pasif direniş ve sivil itaatsizlik üzerine çalışmalarını yaymak amacıyla kurmuş. Zaten düşün adamı olması, onu, sık sık olmasa da, eyleme geçmekten alıkoymamış. İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ertesine denk gelen üniversite yıllarında, yemek boykotlarına katılmış; 1953-54 yıllarında vicdani retçi olarak Kore Savaşı’na gitmeyince, Connecticut’ta dokuz ay hapis yatmış. Bu yıllarda bir süre radikal pasifist dergi Peace News’ta editörlük yaptığını, bir süre de solcu sendikacı A. J. Muste’nin kişisel sekreterliğini yürüttüğünü söylemeden geçmemek gerek. Doktorasını Oxford’da yaparken, İngiltere ve Norveç’te araştırmalar yürütmüş; sivil itaatsizliğin, pasifizmin Avrupa’daki köklerini aramış. Yalnız Avrupa’yla da sınırlı kalmamış. Pasifist direniş örneklerini bulabileceği ya da etkin olmalarını istediği her yere gitmiş, bunun için mücadele vermiş. Bu nedenle tanklar yürümeden çok kısa bir süre önce Tiananmen Meydanı’nda olduğunu da saklamıyor, düşüncelerini yaymak için defalarca İsrail ve Filistin’e yolculuk ettiğini de. Letonya, Litvanya ve Estonya’nın Sovyetler Birliği’nden barışçıl yollarla ayrılmak istediğinde, yürüttükleri kampanyalarda onun ‘Sivil Temelli Savunma’ kitaplarını kullandıklarını da gizlemiyor. Zaten etkinliğinin asıl kaynağı yazdıkları; özellikle de biri.

Diktatörleri titreten kitap

Sosyolog, siyaset bilimci ve teorisyen Sharp’ın bütün yayınları içinde, onu günümüzün şiddet içermeyen devrimlerinin teorisyeni yapan, 88 sayfalık bir kitap: ‘Diktatörlükten Demokrasiye’ (From Dictatorship to Democracy). Şimdiye kadar yaklaşık 30 dile çevrilen eseri bugün, dünyanın hemen her yerinde şiddet içermeyen devrim aktivistlerinin el kitabı. Kitabın yazılış ve yayılış öyküsü, anlattıkları, Sharp’ın bütün bu döngüdeki yerini ortaya koyuyor. Harvard’daki üniversite hocalığı sırasında tanıdığı, Burma’daki muhalefete danışmanlık yapan emekli albay Robert L. Helvey, 1992 yılında bir gün Sharp’ı, Burmalı sürgünlerle görüşmek üzere Tayland’a davet etmiş. Sharp, bu gezide, Burma’daki yönetime muhalif, sürgündeki demokratlarla tanışmış. “Benden düşüncelerimi daha geniş biçimde yazmamı istediler. Burma’yla ilgili derinlemesine bir şey bilmiyordum, sonuçta da genel şeyler yazmak zorunda kaldım. 1949 yılından bu yana pasif direniş alanında çalışıyordum. Ama bu çalışma, bunca zaman içindeki tüm çalışmalarımdan damıttıklarım ve onlarca yıldır vardığım sonuçlardan oluştu. Ortaya, hiçbiri kan dökülmesine yol açmadan diktatörlere meydan okunmasını sağlayacak 198 metodun yer aldığı kitap, ‘Diktatörlükten Demokrasiye’ çıktı” diye anlatıyor.

Özgürlük teknikleri

Neredeyse bir broşür kadar kısa kitabın ana mesajı, çok net: Diktatörlerin gücü, yönettikleri halkın boyun eğme isteğinden kaynaklanır; halk, onayını geri alma teknikleri geliştirirse, rejim çöker. Kitap, şiddeti kullanmayı reddeden devrimciler için tam bir ‘alet çantası’. Hem grevler ve boykotlar gibi Ortodoks taktikleri, hem de örneğin eski Yunan’da, Aristophanes’ten alınan, kadınların kocalarına, siyasal açıdan doğru davranana kadar seks boykotu uygulamaları gibi, daha az Ortodoks metotları içeriyor. “İnsanlar, özgürlükleri için neye ihtiyaç duyduklarını kavrarsa, onlara bu özgürlüğü sağlayacak eylem planını çıkarabilirler” diyor Sharp. Eylemler, arzulanan değişimi temsil eden sembolik renklerle tasarlanan havalı afiş ve sloganların kullanıldığı çok geniş protesto ve ikna mekanizmalarını kapsıyor. Muhalifler, diktatörlerin sandıktan yüzde 100 galip çıkmaktan hoşlandıklarının altını çizmek için sahte seçimler düzenleyebiliyor, cenazeleri protesto gösterilerine çevirebiliyor, grafitileri potansiyel bir silah olarak kullanabiliyorlar.

O kıtadan bu kıtaya

Bu çok renkli broşürün yayılma süreci de ilginç. Önce İngilizce basılmış, daha sonra Burma dilindeki edisyonu fotokopiyle çoğaltılmış. Tayland’a gelen Endonezyalı bir öğrenci, broşürü bir kitapçıda bulmuş, Cakarta’ya götürmüş; orada eski başkan Suharto’nun, ordu destekli yönetimine muhalif olanlar arasında hızla yayılmış. 1997’de ise Polonya kökenli Amerikalı barış aktivisti Marek Zelazkiewicz, ABD’de kitapçığın İngilizce fotokopisini bulmuş ve Balkanlar’a seyahati sırasında yanında götürmüş. Sharp’ın çalışması, önce Sırp muhalif gruplarından ‘Yurttaşlık İnisiyatifi’nin eline geçmiş, onlar da Sırpça’ya çevirip, basmışlar. Hem ‘Diktatörlükten Demokrasiye’ hem yine Sharp’ın imzasını taşıyan ‘Pasif Eylemin Politikası’, Slobodan Milosevic’i iktidardan uzaklaştıran gruplardan Otpor’daki aktivistler arasında çok tartışılmış. Otpor’un lideri Srdja Popovic, “Çok yardımcı oldu” diyor.

Sırp muhalefetinin bu keşfi, yalnız kendilerine değil, önce Doğu Avrupa, sonra Güney Amerika ve Ortadoğu’daki ülkelere de yardım etmiş. Önde gelen Mısırlı stratejistlerden Ahmed Maher, Mısır’daki muhaliflerin Otpor’un eylemlerini incelerken, Sharp’ın fikirleriyle karşılaştıklarını anlatıyor. Ama karşılaşma bununla sınırlı kalmamış. Demokrasi aktivistlerini eğiten Uluslararası Pasif Çatışma Merkezi de, birkaç yıl önce ‘workshop’ düzenlemek için Kahire’ye geldiğinde, Sharp’ın, açlık grevinden soyunarak protestoya, gizli ajanların kimliklerini deşifre etmeye kadar hayli geniş yelpazede yer alan taktik listesi 198 Pasif Eylem Metodu’nu, Mısırlı aktivistlere dağıtmış. Workshop’a katılan ve daha sonra benzer çalışmaları kendisi organize eden Mısırlı blogger ve aktivist Dalia Ziada, eğitilenlerin hem Tunus hem de Mısır’daki isyanlarda etkin olduğunu söylüyor. Bazı aktivistlerin Sharp’ın çalışmalarından alıntıları Arapçaya çevirdiğini ve ‘diktatörlerin zayıf yanlarına saldırma’ mesajını hayata geçirdiklerini anlatıyor. 2010 Kasım’ından bu yana Mısırlılar ile çalıştıklarını doğrulayan Popovic de, “Kim olduğunuzun önemi yok -siyah, beyaz, Müslüman, Hıristiyan, gey, heteroseksüel ya da azınlık- her durumda işe yarar. Eğer çalışırsa, herkes bunu yapabilir” diyor.

İnternetten bedava indirilebilen Sharp’ın kitapçığı, Vietnam’dan Venezuela’ya birçok ülkede okunuyor. Hatta şimdilerde, Karl Marx’ın Kapital’i ya da Mao’nun ‘Küçük Kırmızı Kitabı’nın sahip olduğu bir statüye sahip. Artık kült olan bu kitapçık, Sharp’a, 2009’da Nobel Barış Ödülü adaylığına gösterilme onurunu da kazandırdı.

Gizemli yangınlar

Peki, her şey bu kadar açık ve şeffaf mı? Gene Sharp, gerçekten de, uzun yıllar ısrar ve gayretle çalıştıktan sonra, günün birinde çalışmaları kitlelerce keşfedilen şanslı bir bilim adamı mı? Yoksa Amerikalı eski akademisyen, sık sık ileri sürüldüğü gibi aslında bir CIA ajanı, enstitüsü de CIA’in cephe örgütü mü? İran, kesinlikle bunu iddia ediyor. Hatta İranlı yetkililer, 2009’daki seçimlerin ardından başlayan ‘Yeşil Ayaklanma’nın arkasında da Gene Sharp’ın olduğunu savunuyor. Zaten o dönemde mahkemeye çıkarılan protestocuların çoğu, Sharp’ın 198 metodunu kullanmakla suçlandı. İran yönetimi öylesine endişeliydi ki, devlet televizyonunda Sharp ile ilgili animasyon bir propaganda filmi bile yayınladı. Filmde yaşlı akademisyen, Beyaz Saray’dan İran’ı devirmek için dalavereler çeviriyordu.

Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez de onu bir tehdit olarak görüyor. Haftalık televizyon konuşmalarından birinde, Sharp’ın ulusal güvenliğe karşı tehdit olduğunu söyleyerek, halkı uyardı. Rusya’da ise işler, daha gizli kapaklı yürüyor. Sharp’ın ‘Diktatörlükten Demokrasiye’ kitabı Rusça’ya çevrilip, Moskova’da yayımlanmaya hazırlanırken, gizli polis yayınevine baskın düzenledi. Bunun üzerine kitap, Moskova dışında basıldı. Ama bu kez de satıldığı kitapevlerinde gizemli bir şekilde yangınlar çıktı.

CIA’in gizli ‘silahı’ mı?

Muhalefete fazla hayat hakkı tanımayan ülkelerin, Sharp’ı CIA’nin maşası olarak görmesi doğal, ama devir, iletişim devri. Tıpkı Sharp’ın 198 metodunun yayılması gibi, onunla ilgili bu tür iddiaların yayıldığı, özellikle sol eğilimli internet sitelerinde çok ilginç bağlantılar aktarılıyor. Gene Sharp’ın pasif direniş teorisini, ABD’nin açık biçimde müdahale etmek istemediği ülkelerin rejimlerini içeriden değiştirmek üzere formüle ettiği ve onlarca yıldır, önce NATO’ya daha sonra da CIA’e bu ‘yumuşak darbeleri’ örgütleyecek liderleri eğitmek konusunda yardım ettiği savunuluyor. Bu savı destekleyen birçok ‘kanıt’ da gösteriliyor. Örneğin Sharp’ın 1985’te yayımladığı, Avrupa’nın, Sovyetler Birliği’nin olası işgaline karşı nasıl direnebileceğini anlatan ‘Making Europe Unconquerable’ kitabının ikinci baskısına, ‘Soğuk Savaş’ın babası’ kabul edilen George Kennan’ın önsöz yazması bunlardan biri. Tibet muhalefetini, Dalai Lama’nın önderliğinde onun birleştirdiği diğer bir iddia. Yine terör eylemlerini durdurmak için Filistin Kurtuluş Örgütü içinde bir grup oluşturmaya çalıştığı; bunun için gerekli düzenlemeleri, İsrail silahlı kuvvetlerinin psikolojik harekât bölüm başkanı Albay Reuven Gal ile birlikte yaptığı ve söz konusu grubu Tel Aviv’deki Amerikan Büyükelçiliği’nde eğittiği ileri sürülüyor.

Albay Robert Helvey’nin de, CIA’in Albert Einstein Enstitüsü’nü daha etkin kullanmaya karar verdiğinde devreye girdiği ve Burma’daki muhalefetin eğitilmesi konusunun o zaman gündeme geldiği iddia ediliyor. Rangoon’da 1985 ile 1987 arasında askeri ataşe olan Helvey’nin iyi tanınan bir CIA ajanı olduğu söyleniyor. Bu ilişki, CIA ile Gene Sharp arasındaki bağlantı iddiaları için de en güçlü kanıtı oluşturuyor.

Organik ilişkiler

Şubat 1990’da enstitünün, Helvey ve Gal’in yardımlarıyla düzenlediği Pasif Direniş Önlemleri Konferansı ile iyi tanınan ekonomist ve CIA danışmanı Thomas Schelling’in enstitünün yönetim kuruluna katılması da, Gene Sharp’a ilişkin bu iddiaları kuvvetlendiriyor. Ayrıca enstitünün para kaynakları konusundaki iddialar da ilginç. Enstitünün, CIA bağlantılı olduğu söylenen Demokrasi İçin Ulusal Vakıf’ın alt örgütlerinden Uluslararası Cumhuriyetçi Enstitü tarafından finanse edildiği öne sürülüyor. Uzun zaman ana destekçilerinden olan, mültimilyoner bankacı ve Sharp’ın eski öğrencisi Peter Ackermann’ın aynı zamanda, Ukrayna’daki Turuncu Devrim’in finansörlerinden olduğu iddiası da, Albert Einstein Enstitüsü’nün çok temiz para kaynaklarına sahip olmadığı yönündeki tabloyu güçlendiriyor.

Yaşlı, belki yorgun, ama muzaffer

Arkasında CIA olsun ya da olmasın, şu bir gerçek: Gene Sharp’ın pasif direniş ve sivil itaatsizlik üzerine yazdıkları, özellikle 198 Pasif Eylem Metodu, halkların, taleplerine ulaşmalarında işe yarıyor. Sharp, “Pasif eylem, her durumda kullanılabilir. Çünkü bütün hiyerarşik kurumlar ve hükümetlerin en ayırt edici özelliğine saldırıyor: Yönetilene bağımlılık” diye yazıyor. Bu yöntemlerin, halkın talepleri söz konusu olduğunda, ABD dâhil, her yerde geçerli olduğuna inanıyor. Ve yaşına, hakkındaki tüm iddialara rağmen, çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Şu anda da yeni kitabı için bir taslak hazırlıyor: ‘Sharp’ın Güç ve Mücadele Sözlüğü: Çatışmalarda 

Sivil Direniş Terminolojisi’.

Ancak Gene Sharp, enstitüsünde bugün ciddi maddi zorluklarla boğuşuyor. Eski çömezi Peter Ackermann’ın desteğini çekip, kendi organizasyonunu kurmasından sonra durum kötüleşmiş. Gerçi Ackermann hâlâ Albert Einstein Enstitüsü’ne belli bir meblağ veriyor, ama bu, finansal zorlukları gidermiyor. Enstitü şu anda, Sharp’ın Doğu Boston’daki üç katlı evinin iki odasından idare ediliyor. Zaten sadece dört ‘personel’den; Sharp, beş yaşındayken ailesi Afganistan’daki Sovyet baskısından kaçan asistanı Jamila Raqib, part time çalışan bir ofis görevlisi ile Sally adında Golden Retriever cinsi köpeğinden oluşuyor. Çalışmalar ise ağırlıklı olarak klasik yöntemlerle sürüyor. Bu Twitter ve Facebook devrimleri çağında internet, Sharp’ı pek az ilgilendiriyor. Ama bir gözü hep televizyonda, Ortadoğu’da olup biteni merakla izliyor. Libyalı muhaliflerin Kaddafi’ye silahla karşı çıkarak, ölümcül bir hata yaptıklarını söylüyor, “Eğer şiddet kullanırsanız, düşmanınızın en güçlü silahıyla savaşıyorsunuz demektir ve kahraman, ama ölü bir kahraman olursunuz” diyor. Gene Sharp’ın ise öyle ya da böyle, bir çeşit ‘kahraman’ olduğuna kuşku yok. En azından eskinin, yıllarca süren kanlı devrimlerinin yerini, şimdiki kansız devrimlerin almasındaki payı düşünüldüğünde…

Kansız devrim için
 

Gene Sharp’ın 198 Pasif Eylem Metodu’ndan bazı maddeleri seçtik:
Kitlesel dilekçe vermek.
Sloganlar, karikatürler ve sembollerden yararlanmak.
Uçak ile havada pankart açmak.
Siyasal ağıtlar yakmak.
Sahte cenaze törenleri düzenlemek.
Toplu olarak sessiz durmak.
Toplu olarak birine ya da bir binaya sırtını dönmek.
Seçimleri boykot etmek.
Sahte seçimler düzenlemek.
Kolektif olarak ortadan yok olmak.
Toplu olarak evde oturmak.
Protesto olarak göç etmek.
İbadethanelere gitmemek.
Sistemle dalga geçen ödüller vermek.
Hep birlikte dua etmek.
Protesto olarak boyanmak ya da boyamak.
Sembolik sesler kullanmak.
Geceleri ‘mum ışığı toplantıları’ düzenlemek.
Toplu olarak iş bırakmak.
Hükümet kurumlarını boykot etmek.
Sokakta spontan piyesler düzenlemek.



Alıntı:http://www.sadikcan.com/devrimlerin-gizli-komutani.html

2 yorum:

  1. Türkiye'deki darbeci devrimcilere yol göstermek gibi mi oluyor ne ...

    YanıtlaSil
  2. Öyle bir misyonumuz yok. Yazı bilgilendirme amaçlı...

    YanıtlaSil