30 Kasım 2013 Cumartesi

Devlet, siyaset, cemaat



Bugün birçok samimi insanı derinden üzen olayları anlayabilmenin bir yolu da geçmişe bakmaktan geçer.

Osmanlı’da devlet siyasi ve idari hayatın merkezidir, Osmanlı memaliki padişahın ve padişahın şahsında hanedanın mülküdür. Padişah kendi mülkünde şerik kabul etmez. Mülk başkalarının eline geçmesin diye askeri ve sivil bürokrasi devşirmelere verilir. Şehzadelerin anneleri gayrimüslim kadınlardır. Sivil-medeni alan Şeriat tarafından korunduğundan sistem teb’aya büyük rahatsızlık vermeden yüzyıllarca işleyebilmiştir. Tabii ki padişaha rakipler çıkmadı değil. Köylü, işçi ve sınıf savaşlarının olmadığı Osmanlı’da çatışmalar beylerin ayaklanması sonucudur.


Osmanlı güçlenip devlet içinde varlık göstermeye başlayan beylere şöyle bir yöntem izler: İlkin isyan etmeye meyilli beye devlet içinde önemli bir görev/makam verir. Vezarete kadar giden bu yöntem genellikle işe yarar, bey ve etrafında toplananlar meydan okumadan vazgeçer. Eğer beyi makam bağışlamakla durdurmak mümkün değilse, “rakip bey veya beyler” çıkarılır. Beyler arasındaki rekabet padişahın lehine yani padişahın finanse edip kışkırttığı beylerin zaferiyle sonuçlanırsa yine mülk emniyet altına alınmış olur. Fakat makamla iktifa etmeyen, padişahın beylerini de alt eden dişli bir bey zuhur ederse bu sefer padişah son çareye başvurur, bir dizi riski göze alarak meydan okuyan beyin kellesini alır, malını-mülkünü müsadere eder. Osmanlı hukuk dilinde müsadere suçlu ilan edilen birinin mal ve mülkünün tamamına veya bir bölümüne el konulmasıdır. Beylerin isyan etmesi yanında suç işleyen, itaatsizlik eden, adı yolsuzluklara karışan, reayeye zulmedenlerin de malı müsadere edilir.

Alıntı ve yazının devamı için:

http://www.zaman.com.tr/ali-bulac/devlet-siyaset-cemaat_2175166.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder