25 Haziran 2014 Çarşamba

Engin Ardıç: Sola kitakse



Sonradan Boğaziçi Üniversitesi’ne dönüşecek olan Robert College Yüksek Okulu’nda, az buçuk İngilizce çakan ama gene de hazırlık sınıfı okuması gerekenlerin toplandığı bizim A sınıfına Charles Gilchrist gelirdi.

Ölmüştür herhalde, toprağı bol olsun, savaş yıllarında SOE, yani İngiliz Özel Harekât Dairesi’nin ajanı olarak komandoluk yapmıştı, görev bölgesi Yunanistan, uzmanlık alanı da köprü uçurmak ve daha önce de nöbetçi Alman askerinin gırtlağını çıt çıkarmadan jiletle kesmek...

Biz “anlatsana Sir” diye yavşayınca çok kızar, “siz savaşın ne korkunç olduğunu bilemezsiniz” der, konuyu değiştirirdi... Çok tonton, çok sevdiğimiz bir adamdı.

(Ben en arkada oturuyorum tabii, dalgacılar köşesinde... Mesut Yılmaz’ın eşi Berna bacım da en ön sırada!)

Hiç mi hiç İngilizce’den nasibini alamamış gabilerin toplandığı C sınıfına da Mary Elizabeth Nadi giderdi (yoksa o sınıfa Enis Dinç bakıyordu da Bayan Nadi D’ye mi gidiyordu, yanlış olmasın)...

Bayan Mary, Doğan Nadi’nin eşi, yani Yunus Nadi’nin gelini, Nadir Nadi’nin yengesiydi. Bu durumda İlhan Selçuk’un nesi olur, bilmem.

Şimdi, otuz beş yıl sonra Hasan Cemal’den öğrendim, Bayan Mary Nadi de savaş yıllarında OSS ajanıymış! 

Pardon, savaştan hemen sonra, işgal altında tuttukları Berlin’de.

“Office of Strategic Services”, yani “Wild Bill” namıyla maruf William Donovan’ın kurduğu, FBI’ya bağlı olmayan ilk Amerikan dış istihbarat ve harekât örgütü...

Donovan’ın yardımcısı Allen Dulles da, savaştan sonra, 1947 yılında, Başkan Truman’ın emir ve onayıyla CIA örgütünü kuracaktır... Yani OSS, CIA’nın atası, ağababasıdır.

Gene çok sevgili hocalarımızdan biri olan Hilary Sumner-Boyd’un da MI5 ajanı olduğunu Mehmet Eymür’den öğrendiğim zaman çok şaşırmıştım ama, Bayan Mary’nin öyküsü hepsine tüy dikti!
Yani, son Robert College başkanı John Scott Everton’un CIA ajanı olduğunu biliyorduk ama, bu kadarı... 

Pes doğrusu!

(Sevgili Orhan Pamuk, sizin müdür John Chalfant neciydi acaba yahu?)

Bayan Mary, daha sonra, Dünya Bankası’nda çalışan yeğeni Zeynep’in oğlunun, okulunu bitirince CIA örgütüne “analizci” olarak girmesini önermiş, çünkü çok iyi para veriyorlarmış... Anlatan Hasan Cemal, tanık Ufuk Güldemir.

Zeynep’in ablası Emine, Cumhuriyet Gazetesi’nin ortağı ve yöneticisi...

Aile, İzmir “eşrafından”, eni konu zengin ve ünlü Uşşakizade ailesi...

Babaları Bülent Uşaklıgil, ünlü romancı Halit Ziya’nın oğlu... Büyükelçi... (Orada bir de Vedat olacaktı ama o konuyu hiç açmayalım, kıyametler kopar!)

Aynı aileden Latife Hanım’ın kim olduğunu soracak kişiler de bir daha benim yazılarımı okumasınlar.

Solcu gazetenin ortakları bunlar. Yönetiyorlar, yön veriyorlar.

Paşa torunu Nazım Hikmet’in komünist olmasını kanıksamıştık, onun akrabası, ülkenin en zengin ailelerinden Aybar ailesinin çocuğu Mehmet Ali Aybar’ın sosyalist lider olmasına da şaşmamıştık, Nazım’ın üvey oğlu, “sıkı Stalinci” Memet Fuat’ın Altunizade’de paşa dedesinin köşkünde geçen çocukluk anılarına da pek gülmüştük... Sonra toprak ağası Maocu da gördük.

Ben en çok, İzmirli TKP üyesi fabrikatör Boz Mehmet’i severim: İşçiler zam isteyince “sabredin” dermiş, “devrim olunca fabrika zaten sizin!”

Alıntı:
Akşam Gazetesi, 17.12.2005

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder