16 Haziran 2014 Pazartesi

Takım elbisenin zararları


Takım elbisenin zararları -1- Endüstri ve
sömürge politikaları

Hayır bu bir nüktedan bir yazısı değildir. Ayrıca imgeleme yoluyla takım elbiseden siyasi bir konuya atıf da yapmayacağım. Bildiğiniz takım elbisenin neden zararlı olduğunu anlatacağım. Ciddi olarak da tartışmak istiyorum.

Yıllardır bu konuyu düşünüyorum ve tabii ara sıra takım elbise giyen biri olarak bu kıyafet tarzının zararını üzerimde görüyorum. Sadece sağlık açısından zararlarını onlarca sayfa anlatabilirim.


Lakin takım elbisenin zararlarını sadece fiziksel düşünmeyin. Ekonomiden kültürel yozlaşmaya, psikolojik etkisinden israfa kadar birçok alanda zararı var. Bu konunun bir kitap yazacak kadar geniş tartışma konusu olduğunu düşünüyorum. Sizin için bir kaç yazıda özetleyeceğim.


Zenginlerin giysisi ve baskı aracı

Takım elbise bir Fransız ve İngiliz saray modasıdır ve ilk örnekleri 1660'lı yıllarda görülmüştür. Takım elbisenin içine gömlek giyilmesi ve o gömleğin yakasına boyun bağı takılması eş zamanlı olarak gelişmiştir. Pantolonun altına uzun don giyilmesi de yine aynı döneme denk gelir. Bu aksesuarların tamamına takım elbise denir.

Fakirlerin hiçbir zaman giyemediği bu pahalı kıyafeti sonraki yıllarda parlak silindir şapkalar tamamladı. Avrupa sosyetesi takım elbise giydiği için hep seçkinci bir zümre olarak toplumdan ayrıldı. 1850'li yıllarda bugün giydiğimiz takım elbise modelleri toplum zenginleştikçe daha da yaygınlaştı. Toplumda takım elbise giyenlerin 'beyefendi' giymeyenlerin 'görgüsüz' etiketi yediği yıllar da yine bu yıllardır. Bu nedenle takım elbise toplumda fakiri ezen, zengini yücelten baskı aracı bir sembol olmuştur.

İngiliz Kumaşı ve sömürü politikası
Fransa ve İngiltere'de takım elbiseler ve gömlekleri, Merinos yününden yapılan kumaştan yapılırdı. Takım elbise yaygınlaştıkça Merinos koyununun yününe daha çok ihtiyaç duyuldu. Sonraki yıllarda pamuklu kumaş üretilse de yün kumaş her zaman revaçta oldu. Takım elbise için ısrarla Merinos yünü istenmesi yüzünden İngilizler sömürgesi olan Hindistan'ın büyük topraklarında bu koyunu yetiştirmiş ve yünü İngiltere'ye götürülmüştür.
Sonraları meşhur olan 'İngiliz Kumaşı' bu sömürü politikasının bir sonucu ve sonra kazanç aracı olmuştur. İnsanlar İngiliz kumaşı alabilmek için büyük servetler harcadı. İngilizler de bunu dev bir sanayiye dönüştürerek hem servet kazandı, hem de kültür ihracı yaparak vahşi sömürgeci yüzlerini bu kumaşla kapattılar.

Takım elbiseler öyle şaşaalı, öyle göz kamaştırıcı kumaşlardan yapılıyordu ki bunu giyen İngiliz sömürgecilerin asıl niyetleri unutuluyor, bu süslü ve kafasında kocaman silindir taşıyan adama hayretle bakıyorlardı fakirler
. Öyle giyinemedikleri için de ayrıca eziliyor, 'İngiliz efendinin' üstünlüğünü kabul etmek zorunda hissediyordu kendini.

Yan sanayi sömürüsü

Kumaş üretimi Sanayi Devrimi'nin önemli parçalarından biri oldu. İngiltere'de devasa kumaş fabrikaları kuruldu ve burada üretilen kumaşlar dünyanın her yanında satıldı. Bu kumaştan takım elbise yapmak için bir çok şeye ihtiyaç duyuldu. En başta iplik. İngiliz ve Fransız fabrikaları dünyaya iplik üretmek için dev tesisler kurdular. Gömlek için ayrı kumaşlar, çıkarılabilir yakalar, bunların özel boyun bağları önemli yan ürünlerdi. Takım elbisenin yan ürünleri olan kemik düğmeler, astar, tela ayrıca üretildi. Takım elbiseyi dikmek için terzi dünyası doğdu, uzun yıllar havalarından yanlarına yaklaşılmadı.


Bir takım elbise dikildikten sonra ihtiyaçları bitmedi. Onun düzgün ve dik durmasını sağlamak için bir şeye ihtiyaç vardı. İşte ütü dediğimiz araç böyle doğdu. İlk başta düz taşlar, sonra düz demir plakalar ve sonunda ağır döküm demirden sağlı ütüler üretildi Avrupa'da. Ağır ütü yine de tek başına bu kumaşın kırışıklığını gideremedi o nedenle içine kömür közü konan modelleri geliştirildi. İngiliz kumaşı satılan her yere bu kez ütü de satılmaya başladı. Ütü ihtiyacı sonraki yıllarda çok büyüdü ve ortaya bugünkü dev bir ütü sektörü çıktı. Ütü sektörü ütü masası, ütü kolası gibi kendi yan sanayini üretti. İlk elektrikli ütüyü 1888'de ABD'li Henry Seely icat etti.

Ütü sorunu aşıldı ama hassas İngiliz kumaşlarının yıkanma sorunu çıktı bu kez. Bu paha biçilmez kumaşı yıkamak için adi sabunları kullanamazsınız. O nedenle özel deterjan üretildi ve yıkama teknikleri gelişti. Sonunda her deterjanın ve yıkama şeklinin de takım elbiseleri temizlemek için uygun olmadığı düşünülerek özel 'takım elbise temizleme dükkanları' açıldı. Bunlar bugünkü kuru temizleme dükkanlarının atalarıydı. Böylece dünya deterjandan etkilenen takım elbiseler için açılmış kuru temizleme zincirlerine sahip oldu. İlk kuru temizleme mağazası 1840 yılında Jolly Belin tarafından Paris'te açıldı.

Takım elbise böylece yan sanayisi ile birlikte doğmuş oldu. Doğduktan sonra dünyanın en hızlı yayılan modası, akıllara durgunluk verecek kadar büyük bir ekonomiye sahip oldu. Ancak bu pahalı akımın insana verdiği (başta sağlık) zarar hiç tartışılmadı.

Takım elbisenin zararı -2- Moda ve tek tip insan psikolojisi

Takım elbise Batı medeniyetinin bir üretimidir ve hepimize bunu giymeyi dayatıyorlar. Batı, 16. yüzyıl Avrupa derebeyleri gibi bu elbiseyi giymeyenleri hor görüyor ve bir baskı aracı olarak kullanıyor hala. Neden Afrika'nın yerlisi, Hindistan'ın fakiri, Çin'in çekik gözlüsü atalarının kıyafetlerini giydiklerinde görgüsüz oluyorlar? Neden hepimiz İngiliz ve Fransızların atası gibi giyinmek zorundayız?

Modanın kültürel asimilasyonu

Moda, kültürel sömürü ve asimilasyonun en önemli aracıdır.
'Erkekler için en güzel, en modern kıyafet takım elbisedir ve en güzel takım elbise İngiliz kumaşından yapılır.' İşte bu cümle hem Batı modeli tek tip insan için kültürel asimilasyon, hem de ekonomik sömürgeyi barındırır.

Bugün takım elbise giymeden uluslararası bir toplantıya katılmak, açıktan söylenmese de bir görgüsüzlük olarak kabul edilir
. Hiçbir tepki verilmese de en azından marjinal bir hareket, normal olmayan bir durum olarak görülür. Neredeyse iki yüzyıldır bu psikolojiyi dayatıyorlar bize.

Tersini düşünün: Suudi Arabistan'da yapılacak bir toplantıya entari giymeden gelecek erkeklerin ayıplanması ve görgüsüz sayılması sizde nasıl bir duygu uyandırıyor? Ne kadar mantıksız diye düşünüyorsunuz. Aslında takım elbise için de aynı şeyi düşünmeliyiz. Hepimiz atalarımızın bize miras bıraktığı renklerde ve desenlerde kıyafetlerimizi giyerek Londra'da bir toplantıya katılsak ne olur?


Bu satırları okurken bile bu düşüncenin ne kadar gereksiz olduğunu düşünenler vardır eminim. O kadar derinden kabullenmişiz ki takım elbise tahakkümünü, tartışma konusu bile olmadı hiçbir zaman. Bugün dünyada tek tip ve tek renk (lacivert ve siyah) takım elbise hakimiyeti ABD'den, Çine kadar her yerde görülüyor. Bu bir asimilasyon ve kültürel yozlaşmadır kim ne derse desin.


Modacılar takım elbiseyi değiştiremiyor

Takım elbise öylesine baskın ve öylesine tabu halinde üzerimize çöktü ki en aykırı tipler olan modacılar bile bu baskının atında ezilip kaldı.
Son iki yüzyıldır gömlek, kravat (boyun bağı) ve ceketten oluşan takım elbise kombinasyonunda radikal bir değişiklik yapamadılar. Ceketlerin düğmesi bazen iki oldu, bazen üç, kravatlar ya geniş oldu, ya dar bunun haricinde bu kombinasyonu bozamadılar.

Bir Arap'ın ya da Afrikalının takım elbise giydiğinde çektiği işkenceye çok şahit oldum. O kravat Afrikalının kalın boynunda kölelik zinciri gibi sıkıntı veriyordu. Lakin Afrikalı, onu giymeden derdini anlatamayacağını ve kendisinin değersiz görüleceğini düşünür. Takım elbise giyse de o kravatı bağlamasa, boyun düğmesinin gırtlağını sıkması ve ceket kol boyunun uzunluğu her zaman iğreti durmuş ve asla bir Avrupalı gibi giyinememenin ezikliğini içinde hissetmiştir.


Boğazımızı sıkan kravat ve kol boyunun uzunluğu

Sadece Afrikalılar değil, bizler de aynı şeyi hissettik çoğu zaman. Hayatımızın en büyük bunalımı kravatın boğazımızı sıkması, gömlek yakasının bir türlü dik durmaması ve ceket boyunun, ya etekten, ya koldan uzun olup bizi rezil etmesi olmuştur. Kravat, gömlek ve takım elbisenin renk uyumu sorunu ayrıca bir kabus konusu.

Takım elbise için uygun ayakkabı meselesi başlı başına bir yazı vesilesi olabilir. Her ayakkabı takım elbise altına giyilmez, ayakkabının rengi kemer ve saat kayışı ile uyumlu olmalı, kesinlikle iskarpin denen, yürümesi zulüm olan bir modelde olmalı. Takım elbisenin çok büyük bir ayakkabı ve kemer sektörü yarattığı da unutulmamalı. Dolayısı ile bir takım elbise demek, gömlek, kravat, ütü, kuru temizleme, kola, iplik, ayakkabı, kemer, düğme sektörü ve devasa bir ekonomi demektir. Tüm bunların birbiriyle ilişkisini belirleyen Milano, Paris ve Londra modacıları, her yılın başında hangi rengi ve stili giyeceğimize karar vererek sektörün ekonomik kazancını arttırıyor.

Takım elbiseye karşı itirazlar nedense her zaman içten ve sessizce olmuştur. Belki de ilk defa bir yazı konusu oluyor. Bana gelen tepkilere bakılırsa takım elbiseye karşı olan çok kişi var. Ancak cesaret edip takım elbiseyi çıkartacak biri olacağını zannetmiyorum. Zaten takım elbise giymesek yerine ne giyeceğimiz konusu da ayrıca bir sorun. Modacılar alternatif bir model üretmiyor. Kravatsız ceket gömlek tek alternatifi.


Mesele sadece bir giyim şekli değil, bir yaşam biçimi ve kültürel temsille doğrudan orantılıdır. Tek tip bir dünya isteyenler, tek tip insan üretir. Biz ise buna karşıyız.


Son yazım takım elbisenin sağlığımıza ve yaşam konforumuza verdiği zararla ilgi olacak.


Bayrağın sahibi kimdir?

O direkten bayrağı indirenin olmadığı kesin. Bayrağın sahibi bu ülkede şiddete ve silaha karşı olanlardır. Kürt sorununu çözmek bayrağa saygı göstermek ve sahip çıkmakla başlar.


Alıntı:
Ali Nur Kutlu-Yeni Şafak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder