5 Temmuz 2014 Cumartesi

Çetin Altan-Tevrat'ın Çocukları-II: Şalom



Zemin çöl, bir taraf deniz ve üç taraf, tüfeğinin arpacığından İsraili seyreden eli tetikte arap…
Ama işte batı kafasının her türlü palavradan soyunmuş çelik metodu, çölü mağlup ediyor, arabı göğüslüyor ve orta şarkın mucizesini yaratıyor orada. Kaç bin yıllık şarkın kaderci meskeneti, onbeş yılda aklın ve idarenin cenneti haline gelivermiş. Bu büyük kalkınmanın tılsımını sadece Siyonist âlemin oluklarından İsraile akan dolarlarda aramayınız. Bu tılsım dolardan çok Descartes’e aittir. İsrailin kolu sıvalı mühendisiyle yüzü güneşte yanmış uzmanı, Avrupa üniversitelerinin paradan da kuvvetli olan, tekniğini ve bilgisini getirmişler buraya…
Bir çok kimse:
- Altı kum olan bir şehirde bu büyüklükte bina yapamazsınız, yıkılır, demiş.
İsrailli mimar:
- Yaparım, yıkılmaz, demiş.
Ve İsrailli mimar haklı çıkmış. Temeli kuma da dayansa yaptığı bina yıkılmıyor.
Kudüs’e yarısı beyaz, yarısı siyah bir ekmek dilimi gibi bakıyorum. Arapta kalan taraf siyahtır, İsrailde kalan taraf beyaz…
Neden bu böyle? Kudüsün iki tarafını da tanıyan bir dostum sebebini söyledi:

- İsrailli önce parelâsyonu, yolları, kanalizasyonu yapar sonra binaları oturtur. Arap ise önce binayı yapıyor sonra düşünmiye başlıyor yolu nasıl geçireyim diye…
Modern Kudüs şöyle uzaktan hafif Ankarayı hatırlatıyor. Çok geniş olmıyan paralel, asfalt caddeler, şehrin kenarından vâdilere uzanan kır manzaraları… Yahnızbinalar beyaz taştan, dümdüz damlı ve kiremitsiz…. Sinemalar tek katlı ve hangar biçimi… Duvarlarda rengârenk İbranice afişler… Lokantaların en lüksleri bile bizim lükslerin yanında ikinci sınıf azmanı… Her şey sağlam her şey süssüz; her şey fayda, kolaylık ve iktisadî hesap  üzerine… Gecekondu yok, Hilton da yok… Fakirle zengini evine bakıp anlıyamıyorsunuz, bütün evler prototip ve her İsrailli bir kat sahibi…
Orta şarkta kamu hizmetlerinin bu kadar iyi ayarlandığı başka bir memleket olsun hiç zannetmiyorum.
İsrailde elektrikler hiç sönmez, sular kesilmez ve otobüsler üç dakikadan fazla gecikmez.
Bütün bu sağlam devletçiliğe rağmen Kudüs üniversitesi paralıdır. Bu parayı ödemeye râzı olacak kadar Üniversite aşkını içinde duyanlar gider Üniversiteye… İsrail herkesin Üniversiteli olmasına değil, Üniversitelinin gerçekten Üniversiteli olmasına muhtaç. Üniversitenin paralı olması, yüksek tahsilin yalnız zenginlere has olduğu kanısını uyandırmasın. Bir ev hizmetçisi azıcık dişini sıkınca çocuğunu fakülteye gönderebilir. Mesele bu fekadârlığı çocuk için değer bulup bulmamakta… Çünkü çocuk fakülteden çıkmasa da ziyan olmuyor ki… Bunun için İsrailde gerçekten kaymak entelektüel olmıya aday gençler yüksek tahsil yapıyorlar. Önene gelen fakülteye dalmıyor, hayatta bir seviye tutturmak için böyle bir diploma garantisi aramıyor.
*
Kudüste gündüzler sıcak, geceler serince oluyor… Gölgelerin uzadığı bir akşam saatinde Eichmann dâvasının görüldüğü mahkemeden çıktım yavaş yavaş yürüyorum. Bir memleketi anlamıya o memleketi görmek yetmiyor, anlamak için bir hayli de düşünmek lâzım galiba… Yanımdan arabalar geçiyor… Havada insanın içine dolan bir yaşama aşkı… Asfalt şehrin merkezinden uzaklaştıkça binalar azalıyor, ufuklar genişliyor. Biraz ilerde bir yel değirmeni göze çarpıyor. Bir mahrut ve dört kollu bir pervane… Yüz yıl önce yapılmış… Değirmenin alçak bahçe duvarı üzerine oturdum… Kenarda, bahçemsi bir yerde, çocuklar oynuyorlar. Uzaktan bir kilisenin akşam çanı aksediyor… Havaya damlayan ağır aksak darbeler… Kudüste akşam oluyor. Bir sigara yaktım, düşünüyorum.
Bütün evlerin kapısında tırtıl gibi bir İbrani fetişinin bulunduğu şehir… Katların kapı pervazlarında, otel odalarının kapı pervazlarında hep aynı madeni tırtıl…
Bu tırtılın manâsını gençlere sorduğunuz zaman mahcup bir tebessümle:
- Canım âdet olmuş işte, diyorlar, dua gibi, uğur büyüsü gibi bir şey…
Ve galiba hâlâ böyle koyu hurafelerin devam etmesinde birazcık sıkılıyorlar. O Arapçadan da beter olan İbrani alfabesi… Yahudinin yahudiden başkasıyla evlenemiyeceği kaidesi… Kamu hizmetlerini dahi felce uğratan dinî Cumartesi tatili… Sonra tunç yüzlü, dik göğüslü, her tarafından sağlık fışkıran asker kızlar… Kibutzlar, Moşaflar, atom reaktörleri…
Tevrat, topraksız, bayraksız, dilsiz yahudiyi binlerce yıldan beri dünyada heykel gibi ayakta tutan tek büyük kaideydi. Kendisine karşı kurulan aşılmaz barikatlara yenilmemek, kalkan yumrukların altında ezilmemek ve kaybolmamak için iki silâhı vardı yahudinin: Biri her baskıda bir parça daha bilenen zekâsının süngüsü, ikincisi Tevratın yarattığı yarattığı dayanışma…
Zekâ ve dayanışma devletsiz milleti binlerce yıl yaşattı.
Bugün ise Siyonizmin rolü bitmekte. İsrail devletinin rolü başlamaktadır. Devletsiz bir milleti bir kitap ayakta tutmaya yetiyor. Fakat devletli bir milleti ayakta tutmak için çok daha başka şeyler lâzım… Evlerin kapısındaki tırtıl, müşterek bir inancın tarih içinden süzülen bir sembolüdür; sokakta taşı sıksa suyunu çıkaracakmış gibi yürüyen asker kız ise yeni doğan devletin Tevratta yazılı olmıyan ruhu…
Siyah takkeli yahudi yobazıyla atom reaktörünü işleten genç İsrail mühendisini aynı memlekette yan yana görmek bizi önce şaşırtmıştı. Fakat düşününce anlıyoruz ki, birincisinin rolü devletten önceydi; ikincisinin rolü devletten sonradır. On yıl sonra ne o takke kalacak ortada, ne de kapıdaki tırtıl… Yahudide sığıntı olarak yaşamanın yarattığı ferdi zekâ şimşeği de zannederiz ki dünyada yavaş yavaş eski parıltısını kaybedecek. Bir devlete sahip olmanın rahatlığı, eşitsiz bir mücadeleden doğan gayret üstünlüğünü artık lüzumsuz kılacak.
*
Yahudi başka memlekette liberaldir. Kâr etmeyi, ne pahasına olursa olsun kâr etmeyi düşünür. Kârdan başka bir şey umurunda değildir onun. Ama kendi memleketinde sosyalist oluyor. Şahsi kârını değil, devletini ve halkını düşünüyor. Artık yabancı toplumlarda küçücük ferdi menfaati için değil, koskoca dünyada kendi devleti için mücadele ediyor. Ve devletin temellerini bütün hurafelerin, saplantıların ve süfli fert menfaatlerinin ötesinde en modern esaslara göre atıyor. Bir türlü doğru dürüst bir devlet kuramıyan geri memleketlerin, İsrailden alacakları çok ders var.           
Rus menşeili, İngiliz menşeli, Alman menşeli, Arap menşeli isimler İbraniceye çevrelmiş.
Bütün ağızlarla aynı selâm:
- Şalom.
Bu selâmda kurulan büyük cephede birbirine ayak oyunu yapmak yok. İsrailli yaratıyor, birbirini çalarak geçinmenin yolunu aramıyor, aramıya kalkanlar çıksa da devlet buna müsaade etmiyor.
Kudüs akşamında uzaklardan kopup gelen çan sesini dinliyorum. Sigaram elimde bitmiş. Yüz bin maceradan arta kalan insanların kurduğu ışıklı hayata bakıyorum ve gönülden selâmlıyorum onları: Şalom.

Yazının üçüncü kısmı için tıklayınız...http://yilmazdonmez.blogspot.com.tr/2014/07/cetin-altan-tevratn-cocuklar-iii-bir.html
NOT: Bizim İsraile ait yazılarımızda sık sık Yahudi kelimesinin geçmesinden bazı Musevi vatandaşlarımızın alındığını duyuyorum. Oysa Eichmann dâvasında İsrail devletinin baş savcısı bu kelimeyi resmen kullanmakta ve İsrailliler Yahudi olmaktan büyük bir iftihar duymaktadırlar. Biz bu sıfatı ne insan anlayışımıza, ne de terbiyemize yakışmıyacak herhangi bir imada bulunmak için değil, sırf bir devletin bile kabul ettiği resmi bir terime uymak için kullanıyoruz. Bu açıklamadaki samimiyetimin en büyük delili, yazılarımızda İsraile karşı gösterdiğimiz haklı sempatidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder