5 Temmuz 2014 Cumartesi

Çetin Altan: Tevrat'ın çocukları-III: Bir Kudüs Gecesi



Kudüs’te saat gecenin onu oldu mu, etraftan el ayak çekiliyor. Kapanma saatini bekleyen bir iki bistro taklidi lokanta, bir iki pastane, meyva suyu da satan bir iki tütüncü ve tenha kaldırımlar yol boyunca vitrinlerin ışıltısı… Bomboş caddelerden arada sırada bir otomobil geçiyor. Sokak arasındaki park yerlerinde taksiler uyukluyorlar. Mağaza camekânlarının önünde saplanıp kalmış birkaç çift ve hızlı hızlı yürüyen gecikmiş yolcuların ayak sesleri…           
Bir şehirde hayat sabahın beşinde başlarsa elbette akşamın onunda biter.
Arkasında oda anahtarlarının sallandığı göz göz tahta mektup kutuları, yanında telefon santrali, küçük masasına eğilmiş hesap yapan otel kâtibine, tezgâha dayanıp soruyorsun:
- Geceleyin gidecek bir yer yok mu burada?
Otel kâtibinin önce çaresizlikten kaşları kalkıp, dudakları sessiz fillerdeki gibi kımıldayarak uzanıyor. Sonra hafızasının içinde bir müddet dolaştırdığı sesi, mütereddit bir iki adres fırlatıyor:
- Şurası, şurası var ama açık mı bilmem.
           ASIL GECE HAYATI
İsrail’in asıl turistik merkezi Tel Aviv. Meyhaneleri, gece kulüpleri, eğlence yerleriyle gece hayatının kalbi orada çarpıyor. Eichmann dâvasıyla milli bayram arifesi olmasa kim gelir de uzun boylu kalır Kudüs’te… Yerli halk zaten erken yatıyor, turist ise Tel-Aviv’i tercih ediyor. Besbelli lokalleri besleyecek müşteri pek yok ki, kimse bu işe fazla rağbet etmiyor.
Birkaç gün sonra şoförlerin de yardım ettiği ince bir istihbarat ile nihayet bir yer bulduk. Daracık bir sokak içinden biraz yürüyorsunuz. Bir bina bitiminde arsamsı bir yer açılıyor sağınızda… Sokağa devam etmeden duvar dibinden hemen o tarafa kıvrılınız. Azıcık ötenizde göreceğiniz göreceğiniz sönük lamba Baküs meyhanesinin kapısıdır.
Bu dar sokak bu küçük arsaya bakan bodrum kapısı ve bu sönük lâmba sizi hayal kırıklığına uğratmasın. Burası Kudüs’ün en ünlü ve en tipik lokalidir.
Bodrum kapısından geçip de, bir iki basamakla aşağı inince bambaşka bir âlemle karşılaşacaksınız.
Üzerinde mumların yandığı alçak masalar, tahka iskemleler, peykeler ve puf biçiminde meşin minderler… Yüzünüze vuran içkili yerlere has sıcaklıkla birlikte bir akordeon sesinin çağlıyanı içine düşüyorsunuz. Masaların etrafında diz dize toplanmış kadınlı erkekli İsrail çocukları hep bir ağızdan şarkılar söylüyorlar. Bir tarafta oyuklu mermer kaskatları hatırlatan, insan boyunda duvara yaslanmış mumdan bir kaya… Kimbilir kaç masanın mumu burada dikile dikile yükselmiş bu kaya; tepesinde gene müşterilerin oturttukları son mumlar yanıyor. Donmuş göz yaşları halinde mum damlaları… Baküs meyhanesinin bu mumdan abidesinde gelip geçmiş kaç kişinin gönül izi var… Eriyip birbirine karışarak bir şelâle heykeli gibi anıtlaşan bu mumdan âbidede İsrail’in oluşunu seyrediyor gibisiniz.
Ve akordeon çalıyor. Ve şarkılar söylüyor İsrail’in çocukları.
Girer girmez öndeki küçük salonda yer bulamazsanız şaşırmayınız. Üç dört adımlık bir merdivenle alçak terasa çıkar, daha olmazsa tavandan iplerle sepetler içinde şarapların, viskilerin, brandilerin sarktığı Amerikan bara gidersiniz. Barın etrafında gene tavandan sarkan salıncaklar. Salıncaklarda bir elleri ile birbirlerine sarılmış çiftler, öteki elleri ile kadeh tokuşturuyorlar. Barın hemen ötesinde iki kuytu koğuk. Göze fazla görünmek istemiyenler için yapılmış olacak.
Akordeon durmadan çalıyor ve durmadan şarkılar söyleniyor. Bin yıldan uzun bir hasreti sürükliyen yanık İsrail havaları, bir vuslat senvile birden coşan canlı dans havaları… Masaların arasında omuzlarını dalgalandırarak dans eden genç kadınlar, bir İspanyol kıvraklığıyla el çırpıp ayak vurarak bir pasadobleye kendini kaptırmış genç İsrail subayları…
EL ELE BEL BELE
Sonra el ele bel bele hep beraber tepilen hora… Masalardan tutulan tempo. Kadehi başında bir dalgaya düşmüş, değişik tipli birkaç turist… Açık göğsü üzerinde uzayan siyah sakalı, her kadını dansa kaldıran sarhoş fakat kibar çavuş…
Ve boyuna içki dağıtan etine dolgun meyhaneci kız… Biraz daha vakit geciksin, Baküs’ün eski aşinası olan birkaç subay, mutfak aralığında kızdan bir iki gönüllü öpücük alacak…
Akordeon sustu. Siyah saçlı, elâ gözlü, sırtında bir gömlek, ayağında dar bir pantolon, elinde gitara ile yüksekçe bir taburenin üzerine bir kız çıktı. Ayağını şöyle bir dayadı bir iskemleye…
Tellerin üzerinde dolaşan parmaklar ve ılık, kalın göğüsten gelen bir ses…
Masalarda mumlar titreşiyor, kadehlerde içkiler, göğüslerde yürekler… Öylesine içten gelen bir ses bu… Çiftlerin elleri birbirlerini daha candan tuttu. Vaktile Paris’te dinlediğim bir Bohem şarkısını söylüyor kız.
- Küçük bir gelincik gibiydi…
Meyhanece kıza doğru kollar havadan kavisler çiziyor:
- Another scotch please.
İsrail’i tam olarak anlamak için böyle bir geceyi görmek gerekir. Yüzyıllar boyu çekilmiş çilelerin komplekslerinden uzak, yepyeni bir gençlik yetişiyor İsrail’de… Yüzler aydınlık, vücutlar sağlam… Asker üniforması giymiş kızlar, hiç de özenti değil. Bunlarda insan askerliği de, kadınlığı da yadırgamıyor.
Saatler geçiyor, içkinin cıvıklığını göremiyorsunuz. Herkes gitgide çevikleşen bir neşede kaynaşıyor.
Siyah takkeli, yanakları çifte lüle saçlı bir avuç Kudüs Yahudisi Cumartesi günü sokaklarda azarlamak için sigara içen adam araya dursun, İsrail’in temelini bu gençlik temsil ediyor.
YENİ BİR NESİL
Arabı, Lehlisi, Almanı, İngilizi bunların aşkından ve karışmasından, bakmıya kıyılmıyacak kadar güzel, gürbüz çocuklar geliyor dünyaya. İsrail’in yeni yetişenleri geçmişlerinde en küçük bir keder gölgesi olmadan kendi memleketlerinde, güven ve hürriyet içinde yaşamaya hazırlanıyorlar.
Gitara çalan kız başka bir şarkıya başladı:
- Görüyorsun ki unutmamışım bana söylediğin şarkıyı…
Askerler birazdan kendilerini kapıda bekleyen ciplerine, cemselerine binip kışlalarına dönecekler, turistler otellerine. Ve mumdan âbidenin tepesine eklenecek mumlar yavaş yavaş sönecek.
Ve gitara çalan kız yarın sabah üniversiteye gidecek, subaylar talime…
Bu Kudüs gecesini hiç unutmıyacağım. Akordeonu, gitarası, mumları ve bir ağızdan şarkı syleyen, hora tepen insanlarıyla hatıralarımın arasında pırıl pırıl yaşamıya devam edecek o gece… Bir gün bana İsrail mucizesine şaştıklarını söyleyenler olursa:
Neden şaşırıyorsunuz, diyeceğim, kadınlı erkekli çalışmasını ve eğlenmesini bilenler için yeryüzünde mucize diye bir şey yoktur.

Yazının dördüncü bölümü için tıklayınız...http://yilmazdonmez.blogspot.com.tr/2014/07/cetin-altan-tevratn-cocuklar-ivbir.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder