3 Temmuz 2014 Perşembe

İngiliz Soylularının Kızları Şikâyetçi



Londra - Asalet unvanları ile mülklerin, akrabalık derecesi çok düşük olsa bile sadece erkek mirasçıya kalması geleneği, kadınlara oy hakkı vermemek kadar eski kafalı bir uygulama gibi görünse de, İngiliz aristokrasisi için hâlâ geçerli bir kural.

25'inci Cawdor Baronu'nun (evet, sadece "Macbeth"te değil, gerçek hayatta da böyle biri var) kızı ve babasının ölümünün ardından 26'ncısının kız kardeşi olan Liza Campbell, "Babam hep 'Emniyet kemeri takın, çünkü yüzünüz servetinizdir' derdi" diyor. Cawdor Kontu olarak da bilinen şimdiki baron Colin, beş çocuğun ortancası. Ama erkek çocukların en büyüğü olan Colin, unvanın devamı açısından hep en önemli kişi olarak görülmüş. Ailenin İskoçya'daki mülkünde (20 bin hektarlık arazi ve içindeki şato) büyüyen, ama şimdi Londra'da yaşayan 53 yaşındaki sanatçı ve yazar Campbell, "Kardeşim Colin'i severim, ama bu tuhaf bir durum. Ailede tek bir kişi seçiliyor ve diğerleri yasalar açısından önemsiz" diyor. Yakın zamana dek kanunu değiştirmek için fazla bir talep yoktu. Campbell, "Kız çocuklarının erkek çocuklardan daha değersiz olduğu bu azınlığın cinsiyetçi tavrı görülmüyor" diyor. Ancak cinsiyeti ne olursa olsun, kralın ilk çocuğunun tahta geçmesine izin veren kanunun çıkmasının ardından, konu parlamentonun gündemine geldi. Yeni kanun teklifine göre, miras kalan asalet unvanları ile bunlarla devredilebilen mülkler en büyük erkek çocuk yerine en büyük çocuğa kalacak.  

Lordlar Kamarası'nda teklifi destekleyen Crudwell ve Dingwall Lordu Lucas, "Unvanlardan kurtulamadığımıza göre, onları cinsiyetçi olmaktan çıkarmalıyız" diyor. Tuhaf bir tarihi gelenek nedeniyle Lord Lucas, asalet unvanını kızına devredebilen az sayıdaki soyludan biri. Mevcut kurallar ailelerde çeşitli sorunlara yol açıyor. Babasının ölümünün ardından küçük erkek kardeşine miras kalan sevdiği bir aile mülkünde büyüyen aristokrat bir kadın, "Çocukken hep 'Erkek kardeşin burayı devraldığında…' diye başlayan cümleler duyardık" diyor. Ailesiyle sorun yaşamamak için adının açıklanmaması koşuluyla konuşan kadın, kimsenin sistemi sorgulamadığını söylüyor. Şu anda 50'li yaşlarda olan kadın, "Babam kendi annesinin, içinde büyüdüğü evi miras olarak alamayınca neredeyse çöktüğünü görmesine rağmen, kızlarına olan davranışını değiştirmedi. Babamı severdim, o da beni severdi. Ama babam için bu miras kuralı, evlilik dışı çocuk sahibi olmama kuralı kadar katıydı" diyor.

Bu kadın yine de şanslı; çünkü erkek kardeşi onun ve çocuklarının istedikleri zaman evi ziyaret etmesine izin veriyor. Bazı kız kardeşler bu kadar şanslı olmayabiliyor. Örneğin Lord Lambton'ın çocukları, babalarından kalan milyonlarca sterlin değerindeki mülkler için çirkin bir kavgaya girişti. 2006'da ölen Lord Lambton mülklerin tümünü, ailenin en küçük çocuğu ve aynı zamanda tek erkek çocuğu olan Ned'e bıraktı. Lord Lambton'ın beş kızından üçü, erkek kardeşlerini mahkemeye verdi. Kızlara göre, Lord Lambton ömrünün son yirmi otuz yılını İtalya'da geçirdiği için mülkleri, erkek çocuğa devir kuralının olmadığı İtalyan hukukuna tabi olmalı. Kızlar kişi başına 1.5 milyon dolar talep ediyor. Beş kız çocuğunun ardından özlemle beklenen ve doğumu bir şenlik ateşi yakılıp boğa kızartılarak kutlanan erkek kardeş Ned ise, bir İngiliz mahkemesinde karşı dava açtı. Lord'un kızlarından Lucinda Lambton ile evli olan, tanınmış yazar ve siyasi yorumcu Peregrine Worsthorne, mevcut sistemin aileyi mahvettiğini söyleyerek, "Kardeşlerini de düşünmesi şartı getirilseydi, her şeyin en büyük erkek çocuğa bırakılması sorun olmazdı" diye ekliyor. 8 yaşındaki kızından başka, yüzlerce yıllık aile unvanını devralacak bir çocuğu olmayan Clancarty Kontu ve Kontesi için bu durum, farklı bir açıdan üzüntü verici. Kontes, " Onca a sırdan sonra soyunuzun kuruyacağını düşünüyorsunuz. Asalet unvanı ve aile yadigârları, varlığından bile haberdar olmadığımız kişilere kalacak. Eğer mirası devralacak kişiler varsa, büyük ihtimalle Avustralya'da yaşıyorlar" diyor.

Konuyu, aile mülklerinin tek bir çocuğa kalmayıp bütün çocuklar arasında bölüştürülmesini savunacak kadar ileri bir noktaya götüren yok. Mevcut sistem, İngiltere'deki en eski mülklerin yüzyıllar boyunca hiç değişmeden kalmasını sağladı. Bunlar arasında Marlborough Dükü'nün malikânesi Blenheim Sarayı, Devonshire Dükü'nün malikânesi Chatsworth ve Carnarvon Kontu'nun malikânesi Highclere Şatosu da var. Avrupa'da bunun tam ters bir durum yaşandı. İstenilen özellikleri taşımayan çocukların bile mirastan mahrum bırakılmasını olanaksız hale getiren kanunlar yüzünden mülkler bölündü ve aile servetleri eridi.

Mirasın en büyük çocuğa kalması kuralını cinsiyetçi olmaktan çıkarmayı amaçlayan kanun teklifini Avam Kamarası'nda destekleyen Mary Macleod, asalet unvanını miras yoluyla alan 92 Lordlar Kamarası mensubundan sadece ikisinin kadın olduğunu söylüyor. Macleod kanun teklifi için, "Sadece birkaç kişiyi etkileyecek olsa da sembolik bir öneme sahip bu kanun, şu anda erkeklerle kadınların eşit olduğuna inanıp inanmadığımızı soruyor" diyor.


Alıntı: 
Sabah NYT Eki-30 Haziran 2013
Sarah Lyall

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder