24 Nisan 2015 Cuma

The Trials of Henry Kissinger (2002)-Hnry Kissinger’in Yargılanması



THE TRİALS OF HENRY KİSSİNGER (2002) Henry Kissinger’in Yargılanması

“Aktivist Reed Brody, pek çok diktatörün sonunu matematiksel hesaplarla tanımlarken hiç de haksız değildi aslında: Eğer birini öldürürsen cezaevine düşersin, eğer bir McDonald’s’ta 20 kişiyi otomatik tüfekle tararsan akıl hastanesi olur sonun, eğer 20 bin siyasi hasmını ortadan kaldırırsan siyasi sığınma için sana uygun bir  ülke bakılır.”
Yönetmen: Eugene Jarecki       
Ülke: ABD, İngiltere, Danimarka, Fransa, Kanada, Avustralya
Tür: Belgesel
Vizyon Tarihi: 14 Haziran 2002 (ABD)
Süre: 80 dakika
Dil: İngilizce
Müzik: Peter Nashel    
Oyuncular: Brian Cox, Anna Chennault,    Amy Goodman,    Alexander Haig, Seymour Hersh

Hakkında:

Christopher Hitchens tarafından yazılan aynı adlı kitaptan 2002 yılında uyarlanan filmde, bir dönem Amerikan Dış Politikası’nı yönlendiren isimlerden biri olan Henry Kissinger’a karşı yapılan suçlamalar ele alınmakta. Belgesel niteliği gösteren film Vietnam, Kamboçya, Doğu Timor, Şili vb. ülkelerde gerçekleşen insan hakları ihlallerinde Amerika Birleşik Devletleri ve bu çerçevede Kissinger’ın rolünü incelemekte.
“Yöneticiler, her zaman doğru olamazlar. bir iyi ve diğer kötü arasında seçim yapmak zorunda kalırlar.”
Henry Kissinger

Belgeselden

Birilerinin saygı duyduğu, bir diğerlerinin nefretle andığı adam: Henry Kissinger.
İyi diyenler:
O iyi bir arkadaştır.
Ona saygı duyuyorum. O hayatımızın önemli bir gücü olmuştur.
Dr Kissinger, ABD’nin önde gelen uzmanlarından olduğu gibi, bu alanda ve bugünün dünyasında ona erişen olmamıştır.
O büyüleyici bir güç ve strateji karışımıdır.. Bazen O’nun ünlü gücü isteyene daha fazla güç verir.
Kötü diyenler:
Kissinger olağanüstü parlak bir adam olduğunu düşünenler, halkın gözünden hataları gizleseler de Harpers Dergisi’nde [Christopher Hitchens] ” Henry Kissinger Davası “, başlıklı bir makalede yayınlandığı gibi bir savaş suçlusu, bir yalancı, cinayet, adam kaçırma, vb suçları olan bir adamdır. 
Kissinger kesinlikle uluslararası bir mahkeme tarafından yargılanmalıdır.
Onun Nobel Barış Ödülü alması insanlığa karşı suçlar örtbas edemez.
Şili’deki Eski diktatör General Augusto Pinochet gibi yargılanmalıdır.
Henry Kissinger’ın hayatı karanlık, çok karanlıktır.1923 yılında Almanya’da doğan, Naziler iktidara geldiğinde 10 yaşındaydı. Kissinger Yahudi aydınların yaşadıkları toplumda ezilirken ego ve güvensizlik bu karışımı büyüdü. Yahudi olduğu için horlandı. 1938 yılında, ailesi ile Amerika Birleşik Devletleri ve New York’a yerleşti. 1944 yılından 6 yıl sonra Almanya’ya geri döndü. Bu kez Amerikan üniforması vardı. Savaştan sonra Kissinger Bohembolda geldi,  biraz güneyindeki sinagog, aile yadigârları tahrip olmuştu. Akrabaları  kamplarda ölmüştü. Bu karmaşık yapı onun iç dünyasını etkiledi. Bütün dünyadan hesabını sormaya sebep olmuş olabilir.
Augusto José Ramón Pinochet Ugarte (d. 25 Kasım 1915 – ö. 10 Aralık 2006), 1973 yılından 1990 yılına kadar Şili’yi dikta rejimi ile yöneten general. 1973’ten 1998’e kadar Şili ordusunun başkomutanı ve 1973’ten 1981’e kadar Şili Cunta Hükümeti’nin başkanı oldu. 11 Eylül 1973 tarihinde Salvador Allende’nin Unidad Popular hükûmetini deviren ve ülkedeki sivil yönetimi 48. yıldönümüne bir hafta kala sona erdiren bir askeri darbe ile iktidara geldi.
Pinochet dönemi çok sayıda insan hakları ihlallerinin yaşandığı bir dönem olarak kabul edilmesine karşın Pinochet taraftarlarına göre, Pinochet sayesinde ülkede büyük bir ekonomik kalkınma sağlanmıştır. 10 Aralık 2006’da, ev hapsinde tutulurken 91 yaşında kalp krizi geçirerek ölmüştür.
11 Eylül 1973’de General Pinochet önderliğindeki silahlı kuvvetler yönetime el koydu. Önce Şili hava kuvvetleri başkanlık sarayı La Moneda’yı bombaladı, daha sonra ise kara birlikleri saraya girdi. Darbe sırasında başkan Allende intihar etti.
Darbenin ardında Şili kara kuvvetleri komutanı ve darbecilerin başı Augusto Pinochet devlet başkanı ilan edildi. Böylece Şili’de Pinochet’in 1990 yılında iktidardan ayrılmasına kadar sürecek olan diktatörlük dönemi başladı.
ABD Hükümeti 17 Eylül 1970 tarihli bu belge ile amacı Salvador Allende’yi devirmek olan FUBELT projesini başlatıyor.
Washington’daki Amerikan yönetimi, Salvador Allende yönetiminin iktidara gelmesinden hiçbir zaman memnun olmamıştı. Allende’nin Amerikan şirketlerinin elinde olan bakır endüstrisini devletleştirmesi bu memnunsuzluğu daha da arttırdı. ABD başkanı Nixon’un ulusal güvenlik danışmanı Henry Kissinger’in 5 Kasım 1970 tarihinde raporunda Allende’nin iktidara gelmesi “bu yarımkürede karşılaştığımız en büyük sorunlardan biri” olarak tanımlanıyordu. Bu sebeple Amerika, Allende’yi devirmek için çalışmalar yapmıştır.
1970ler boyunca CIA, Allende’nin rakiplerini mali yardım yapmak suretiyle desteklemiş ve Allende’nin seçilmesini engellemek istemiştir. Bunu başaramayınca da askeri darbe ile Allende’nin yönetiminden kurtulmaya çalışmıştır. 16 Ekim 1970 tarihli CIA raporunda
Şili’de darbe yapılması için çalışmalara başlanması emrediliyordu.
Amerika Birleşik Devletleri, 1964-1970 yılları arasında Şili’ye yaklaşık 1 milyar $’lık ekonomik yardım yapmıştı. 1970’de Allende’nin başa gelmesiyle bu yardımlar kesilmiştir. 72-73 yıllarında bakır fiyatlarının düşmesiyle bu yardımların kesilmesi birleşince Şili ekonomisinde büyük sorunlar baş göstermişti. 9 Ekim 1973’de Nixon ile danışmanı Kissinger arasında telefon görüşmesinde Nixon, darbenin başarıya ulaşmış olmasındaki mutluluğu dile getiriyor ve “darbenin başarılı olması için gerekli koşulları yarattıklarını” söylüyordu.
 “ Ülkesinin insanlarının sorumsuzluğu yüzünden bir ülkenin komünist olmasına seyirci kalamayız. Meseleler, Şilili seçmenlerin kararına bırakılamayacak kadar önemlidir. „Henry Kissinger
Kissinger Sovyetler Birliği, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri güçlerini dengelemede yani “Üçgen Diplomasisi”nde büyük bir başarı sağladı.
 ‘KISSINGER TOPLU ÖLÜMLERİN SORUMLUSU’
Kissinger’ın, 1969-1975 yılları arasında ulusal güvenlik danışmanı, 1973-1977’de dışişleri bakanı olarak görev yaptığı dönemde Vietnam, Laos ve Kamboçya’da savaş suçu işlenmesine yardım ettiğini ileri sürüldü.
       İspanyol yargıcı Baltasar Garzon da Kissinger’ı, konferans vermek için Londra’ya geldiği sırada eski Şili diktatörü Augusto Pinochet’yle ilgili dosya çerçevesinde sorgulamak için İngiltere’den izin istemişti. [http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/148249.asp]

EK YAZILAR:

HENRY KİSSİNGER, SAVAŞ SUÇLUSU

David Jiménez- Çeviren  Bülent Kale

Belki de şimdi buna bir üst mertebeyi daha eklemenin tam sırasıdır: Peki ya yasal hükümetlere karşı devlet darbeleri hazırlarsan, farklı düşünenleri ortadan kaldırması için diktatörlerle birlikte çalışırsan, ülkeleri gizlice bombalarsan… o zaman ne olur? Eğer isimin Henry Kissinger ise konferans başına bir servet kazanabilirsin, The New York Times’da köşe yazıları yazabilirsin, hatta FIFA’nın son yıldız transferi olabilirsin.
 Amerika Birleşik Devletleri’nin eski Dışişleri Bakanı şimdi de FIFA’nın “Baba”sı Sepp Blatter’in önerisiyle örgütü suça karışan isimlerden temizlemek için oluşturulan sürrealist ekibin -Placido Domingo yahut FBI başkanı Louis Freeh’le beraber- bir parçası oluyor. Kissinger, teklifi alçakgönüllülükle kabul ederek “Eğer bir yardımı olacaksa, birlikte çalışmaya hazırım”, dedi.

Orwell teorisinin uç örneği

Uluslararası liderlerin, çokuluslu şirketlerin ve hatta sportif örgütlenmelerin Kissinger’in tavsiyelerine başvurmayı sürdürmeleri, Orwell’in, herkes eşittir ama bazıları daha eşittir teorisinin uç bir örneğine karşılık geliyor. Eğer ‘Realpolitik’in bu ustası tarafından yapılanın onda birini yapmış olsa herhangi bir Afrikalı kendisini Uluslararası Mahkeme’nin karşısında bulurdu (ya da Brody’nin işaret ettiği gibi, eğer bizimkilerden biriyse, sürgünde yaşardı).
 Sağcı ya da solcu, komünist ya da kapitalist, Amerikan yanlısı yada karşıtı olmaktan bahsetmiyoruz. Yalnızca bu tecrübeli Amerikalı siyasetçinin bir savaş suçlusu olduğundan, 1969 ve 1977 yılları arasındaki eylemlerinin milyonlarca insanın hayatına mal olduğunu gösteren belgelenmiş -ve pek çok durumda itiraf da edilmiş- suçlarından bahsediyoruz. Yazar Christopher Hitchens The Trial of Henry Kissinger (2001) isimli kitabında 1973 Nobel Barış Ödülü sahibi bu siyasetçiyi yargılamak için ulaşabildiği bütün hukuki gerekçeleri bir araya getirdi ve o zamandan bu yana suçlamaları destekleyen pek çok yeni bilgi, kayıt, tanıklık daha ortaya çıktı.
Gelin birlikte hatırlayalım: Kissinger Vietnam Savaşı sırasında Kamboçya ve Laos’ta sivil halkın kitlesel ve gizli bir biçimde bombalanmasını organize etti, Doğu Timor’da nüfusun beşte birinin hayatına mal olan Endonezya İşgali’ne alenen onay verdi, Şili’de kendi diktatörlüğünü kurması için Pinochet’le birlikte çalıştı, Latin Amerika’dan Afrika’ya kadar başka pek çok tiranı baskı rejimi konusunda cesaretlendirip destekledi, Pakistan’ın Bangladeş’teki kanlı işgalinin suç ortağı oldu… “Kissinger’in bizzat kaleme aldığı anılarında bir tutum takınmadan önce yaptığı mikro hesaplar üzerine yaptığı açıklamalar herhangi önemli bir olayın onun bilgisi ya da yetkilendirmesi olmadan kararlaştırılmış olması düşüncesini tümüyle ortadan kaldırıyor.” diye yazıyor Hitchens kitabında.

Milyonlarca dolar kâr

Ancak bu 88 yaşındaki siyasetçi yalnızca suçlarının bedelini ödememekle kalmıyor, bir taraftan da “deneyimli diplomatik kariyeri”nin getirilerini toplamayı sürdürüyor. Kendisine ait danışmanlık şirketi Kissinger Associates, büyük çokuluslu şirketlere ve farklı hükümetlere yurtdışında nasıl hareket etmeleri gerektiği üzerine tavsiyelerde bulunarak milyonlarca dolar kar ediyor. Şirketin web sitesinde açıklanan ilkeleri arasında dürüstlük ve saygıyla beraber “KİŞİSEL SORUMLULUK” da yer alıyor. Sormak gerek, hiç de hak etmediği altından bir emekliliğin keyfini sürmesi bir yana bu açıklamalarıyla Kissinger aynı zamanda ölülerin geride kalan yakınlarıyla da alay etmiş olmuyor mu?
Görünüşe göre bunların hiçbiri önemli değil. ABD’li devlet adamıyla bir konferansta  geçirilicek bir saatlik süre için 18 bin dolar ödeniyor. Washington, Afganistan ya da Arap Dünyası’ndaki çatışmalar konusunda kendisinden tavsiyeler almayı sürdürüyor. FIFA ise, örgütü rüşvet olaylarından temizlemek ve kuruma kaybettiği prestiji kazandırmak için ideal adamın o olduğuna inanıyor.
 Sonra batılı liderlerin uluslararası adaleti güçlendirmenin gerekliliği üzerine yaptığı konuşmaları dinliyorsun. Herhangi birinin, kim olursa olsun, milliyetinden ya da mevkiinden bağımsız olarak, bir hükümetin koruması altında işlenmiş olsa dahi, işlediği suçlardan sorumlu olması gerektiği bir adaleti mi kast ediyorlar? Yoksa dünyanın bir parçasının geri kalanları yargılama hakkını elinde tuttuğu, kendilerine gerçekte var olmayan farazi ahlaki üstünlüklerine dayandırdıkları bir dokunulmazlık bahşettikleri, onlar için yontulmuş bir başka adaleti mi?

KİSSİNGERVARİ HAYVANLAR

Turgut DURDURAN

Hayvanlar Adası, 14 Şubat 2001
Bu haftanın hayvanı iki ayaklı bir hayvan cinsi. Bu hayvanlar her zaman vardılar ve
ne yazık ki her zaman var olacaklar. Bunların belki de yaşayan en meşhur örneği Henry Kissinger’in adı bu cinse uygun –Kissigerian ya da Kisingervari hayvanlar. Döneminin bütün krizlerine karışmış. Vietnam’dan tutun Kıbrıs’a kadar birçok yerde binlerce belki de milyonca insana karşı suç işlemiş bir hayvan bu.
Bu haftasonu “Harper’s Magazine” de Kıbrısla ilgili de bir kitabı olan Christopher Hitchens’in “The Case Against Henry Kissinger” adlı yazısı dikkatimi çekti. Yani Henry Kissinger’e karşı dava konusundan bahsediyor. Konu da Henry Kissinger’in bir savaş suçlusu olması.Yazının ikinci bölümü Mart’ta yayınlanacak ve Kıbrıs da bir örnek olarak ele alınacak o bölümde.
Henry Kissinger’in ne kadar masum (!) birisi olduğunu zaten biliyordum. Belki de bu yazıyı okuyan sizler de bunu çok iyi biliyorsunuz. Yazıyı okurken aklıma acaba ikinci bölümde Kıbrıs hakkında neler söylenebileceği geldi. Malum Amerikan gizli servislerinin Kıbrıs’a burunlarını nasıl  soktuklarını anlatan “Cyprus Conspiracy” (Kıbrıs Komplosu)kitabı bugünlerde adından çok bahsettiren bir kitap. Gene Hitchens‘in son baskısı “Hostage to History, Cyprus from the Ottomans to Kissinger” (Tarihin Esiri, Osmanlılardan Kissinger’e Kıbrıs) başlıklı kitabı, sonra Kissinger’in İngiltere de kitapevlerinden çektirmeyi başardığı iddia edilen Stern’in “Wrong Horse” (Yanlış At)  adlı kitapları da sık sık karşıma çıkıyorlar..
Hitchens, Kissinger’in yaptıklarına “Kissingerian Offenses” (Kissingervari Suçlar)deyip bu yazıda sadece kanuni olarak Kissinger’e karşı savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve içinde cinayet, adam kaçırma ve işkence komplosu kurma dahil kabul edilen veya geleneksel uluslararası kanunlara karşı suçları ortaya koyacak konularla ilgilendiğini söylüyor. Kissinger’e karşı suçlamayı bir araya getirmek kolay bir iş da değil. Belki   de bilerek, isteyerek  ve önceden planlanmış bir şekilde adaleti önleme sayılabilecek bir davranışla Kissinger delillerin birçoğunun saklı kalmasını ve/veya yok edilmesini sağladı. Zaten yazının girişinde de Kissinger’in New York Times’ın ilk sayfasında Şili ile ilgili suç dosyalarının Amerikan arşivlerinden açıklanacağına dair bir yazı çıkması üzerine bir editörü arayıp şikayet etmesinin band kaydından alıntı var (editör de Kissinger’in telefonunu ararken “1-800-BOMB-CAMBODIA” olsa gerek diye espri yapıyor. Yani “1-800-Kamboçyayı bombalayın!)
Ancak Kissinger’in kendinin yaratıp Şili halkına hediye ettiği (!) Pinochet’nin yargılanması ve suçlu bulunması devlet dokunulmazlığı zamanında işlenen suçlardan da sorumlu tutulabileceğini gösterdi. Kissinger’e karşı bu suçlamaları getirmemek ve onu yargılamamak gerek Nuremberg örneğine bağlı olduğu iddia edildiği için gerekse Pinochet örneğinden dolayı, bu tür suçların sorumlusu olarak sadece kaybedenlerin ya da göreceli olarak önemsiz sayılan ülkelerin despotlarının tutulabileceği  anlamına gelir. Bu da uluslararası kanunların iddia edildiği gibi bir çifte standarddan başka bir şey olmadığını gösterir. Uluslararası hukukun tek koruyucusu, dünyanın polisi rolünü oynayan Sam Amcanın kendi kendini sorguladığı, cumhurbaşkanını istifaya zorladığı dönemin hızlı bürokratı, devlet adamı, gizli polisini yargılamayı bırakın onu araştırmak isteyenlerin bilgiye ulaşımını engellemesi zaten dünyanın eline kaldığı polisin halini belli etmiyor mu?
Nuremberg mahkemelerinde  Amerika’nın baş avukatı General Telford Tayloro mahkemelerin ve Japon savaş suçlularının Tokyo ve Manila’daki mahkemelerin ahlaki ve hukuki dayanaklarını inceledi ve “Nuremberg and Vietnam”kitabında eğer Manila ve Nuremberg standartları eşit şekilde Vietman savaşını düzenleyen Amerikan bürokrat ve devlet adamlarına uygulanırsa İmparator Hirohito’nun ordu kumandakı General Yamashita Tomoyukinin sonuna varacaklarını iddia etti. Savaşın daha devam ettiği yıllarda yazılan kitaptan bir alıntı dikkatimi çekti;
Başkan ve onun Beyaz Saray, Pentagon ve ‘Foggy Bottom’da ki yakın danışmanlarının Vietnamda sivil ölümlerin miktarı ve nedenini ile ülkedeki yıkımı ne kadar bildikleri tartışılabilecek bir konudur. Ancak bazı şeyleri bildikleri kesindi. Dönemin Savunma Bakanı müsteşarı (ya da asistanı) John McNaughton 1967 yılında Beyaz Saray dönüşünde getirdiği mesajda ‘Biz Vietkong’u yok etmenin tek yolu bütün köyleri yerle bir edip, ormanları yok ettikden sonra bütün güney Vietnamı asfaltla kaplamak gerektirir anlayışıyla hareket ediyor gibiyiz’ demişti!
Başka söze gerek var mı?

HENRY KİSSİNGER’IN SAVUNMASI

Liberal entelijansiya arasındaki yaygın görüş, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı (1969−1975) ve ABD Dışişleri Bakanı (1973−1977) Henry Kissinger’ın kötü bir adam olduğu yönündedir. Ancak bu ifade az bile olabilir. Revaçta olan ortak görüş Kissinger’ın yalnızca kötü bir adam olmadığı, bir savaş suçlusu olduğudur.
İşlediği iddia edilen suçların sayısı kabarıktır:
Kuzey Vietnam ve Kamboçya’nın bombalanması; Şili Devlet Başkanı Allende’ye karşı 1973’te yapılan darbeye üstü örtülü destek verilmesi; muhtelif sağcı çirkin rejimlere destek verilmesi; Akbaba Operasyonu olarak bilinen cinayet ve adam kaçırma harekâtına katkıda bulunduğu iddiası. Gazeteci Christopher Hitchens gibi onun en yüksek sesli muhalifleri yargılanması için açıkça çağrıda bulunurken, 2001’de Fransız bir savcı, Şili’de kaybolan siviller ile ilgili ifade vermesi için Kissinger’ı mahkemeye çağırmaya çalışmıştı.
Küresel gücün koridorlarında, çok uluslu şirketlerin yönetim kurulu odalarında son derece saygı görse de, durmaksızın konuşan sınıfların salonlarında ancak bir paryadan biraz daha iyi durumda. Ama bu, hak edilen bir şöhret mi?
Henry Kissinger’ın resmi biyografisi üzerinde yaklaşık dört yıl çalıştıktan sonra, rağbette olan görüşün ona adil davranmıyor olabileceği sonucuna vardım. Baştan beri bildiğim bir şey hiçbir Amerikalı’nın ve birçok Avrupalı’nın ona karşı tarafsız olamayacağı idi. Onu ya seviyorlardı ya da ondan nefret ediyorlardı. Sanırım ben ilk gruptakilerdenim. Bu, Kissinger’ı kusursuz bulduğum anlamına gelmiyor. Yalnızca, onun büyük bir adam olduğu sonucunu görmezden gelemiyorum.
Kissinger’ın nam saldığı Watergate, Nixon, Yom Kipur Savaşı, Vietnam, tam da onun büyüklüğünü anlatan olgular olmuştu. Kissinger, Soğuk Savaş’ın katı hareketsizliğini kırmak, Vietnam’daki savaşı bitirmek, Ortadoğu’daki savaş döngüsünü durdurmak için olumlu bir şeyler yapmaya çalışan az sayıdaki devlet adamından biriydi hiç kuşkusuz. Watergate’in Kissinger’ın Vietnam’da “onurlu barış” gibi nihai hedeflerini elde etmesine engel olması gibi, şartlar gerçekten de “olağanüstü zor” olabilir. Ama en azından başkana deli gömleğini giydiren bu gelişme sayesinde Kissinger kendinden önce ve sonra gelen hiçbir dışişleri bakanına verilmeyen fırsatlara ve güce sahip oldu.
Bir biyografi yazarı olarak Kissinger’ın resmi biyografisini yazmaktansa, yalnızca hayatındaki bir yılı, 1973’ü yazmaya karar verdim. O yılın ekim ayında dünya Ortadoğu’daki Yom Kippur Savaşı ile sarsılmıştı. Kissinger’ın Vietnam Savaşı’nı bitiren anlaşmayı ve Sovyetler Birliği ile işbirliği anlaşmasını imzaladığı yıldı. Ama bütün her şeyi gölgeleyen Watergate skandalı patlak verdi. Ve Kissinger, skandalın tam ortasında Nobel Barış Ödülü’nü kazandı ve Dışişleri Bakanlığına getirildi.
1973’te nereye vardığına bakalım. Kissinger için bir önceki yıl sona ermiş, ancak ABD dış ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik beklentilerin tavan yaptığı bir ortamda, Kissinger kendi rolü konusunda kuşku içindeydi. Yeni seçimden zaferle çıkan Nixon ile ilişkisi asgari seviyede iken, anılarını yazmak için ciddi ciddi All Souls Oxford’da öğretim üyeliği yapmayı düşünüyordu.Yoğun ajandasına göre 1973’ün yılbaşı günü Paris’e gizli bir seyahat yapıp Vietnam Savaşı’nı bitirecek anlaşma için Kuzey Vietnamlılar’la görüşmeyle başlıyordu. Bunu Mao’nun hüküm sürdüğü Çin’e yapılan ve Nixon ile son iki yıl üzerinde birlikte çalıştıkları açılımları emniyete almak için Pekin’e yapılacak iki seyahat izliyordu.
Ajandada daha sonra Sovyet tehdidine karşı NATO’yu yeniden canlandırma maksadıyla Amerika’nın Avrupalı ortakları ile yapılacak görüşmeler vardı. Kissinger büyük bir yanlışlıkla 1973’ü “Avrupa Yılı” olarak adlandırınca Fransız Cumhurbaşkanı Pompidou’nun ekşisert yanıtıyla karşılaştı: “Fransızlar için her yıl Avrupa yılıdır”. Herşeye rağmen Kissinger Sovyetler ile balistik füzelerin karşılıklı sınırlandırılmasını sağladı ve böylelikle Brejnev’in Washington ziyaretine önayak oldu.
” Nuclear Weapons and Foreign Policy (Nükleer Silahlar ve Dışpolitika – 1957). CFR projesinin bu kitabı Kissinger’ca yazılıp Gordon Grey’in adıyla basılmıştır. Feodal, sınırlı, “böl-parçala” (set-piece) taktik nükleer savaşı över; aynısı Bernard Earl Russell’ın desteklediği Pugwash Konferansı’nda da savunulmuş; bu konferansın ilk oturumlarının çoğuna Kissinger katılmıştır. Kitap şöyle der: “Askeri operasyonların aşama aşama olabildiği ölçüde, bir seri olay, bir sonraki aşamaya geçmeden önce sonuçlandırılır; böylece bu şartları değerlendirmek ve anlaşma teklif etmek imkanını verir. Nükleer çağın çelişkilerinin sonuncusu, gizlilik örtüsünün yokluğunun askeri hedeflere varmayı kolaylaştırması değildir; bu çok gelişmiş teknoloji çağında, “savaşlar feodal dönemin tarzı gösterilere dönüşecek ve yine güçten çok irade sınanır olacaktır.” Bu, tam da Lord Russell’ın Pugwash dostu Dr. Leo “Strangelove” Szilard’ın kendi Ortadoğu’da “dar alanda sınırlı nükleer savaş” senaryosunda savunduğu şeydir.
Yine de, Amerikan dış politikasının 1973’te yaptığı her hamle Watergate skandalının karararı bulutlarının altında gölgeleniyordu. Kissinger skandalın tüm boyutlarını ilk kez Nisan 1973’te öğrenmişti. Bir yıl sonra Nixon istifa ederken, Ulusal Güvenlik Konseyi’nin başındaki kişi olan Kissinger, şansın da yardımıyla ve akıllıca davranarak ayrıcalıklı Beyaz Saray ekibi içinden skandalı lekelenmemiş olarak atlatan tek kişi oldu.
Skandala bulaşmış olması, ABD dış politikası için ve bana kalırsa dünya için bir felaket olurdu. Bana bir kaç kez şöyle dedi: “Böbürlenmek için söylemiyorum ama, 1973’te herşeyi bir arada tutan harç bendim.”
Egoizmi ve güvensizliği nedeniyle tereddüt eden Nixon, Eylül ayında Kissinger’ı Dışişleri Bakanı olarak atadığında iki uluslararası kriz masada duruyordu. Bunlardan ilki, Şili’de seçimle işbaşına gelen Allende rejiminin şiddet yoluyla devrilmesi; ikincisi ve daha tehlikelisi Yom Kipur Savaşı’nın ya da Arap terminolojisiyle Ekim Savaşı’nın patlak vermesiydi.
Enver Sedat’ın Mısır’ı ile Hafız Esad’ın Suriye’sinin İsrail’e saldırması dünya çapındaki istihbarat örgütlerini, İsrail’i, Kissinger’ı ve hatta Mısır’ın Sovyet destekçilerini bile tamamen şaşırtmıştı. Bir an için olası bir Sovyet askeri müdahalesi söz konusu oldu. Buna (Nixon alkol nedeniyle iş yapamaz duruma geldiğinden) Kissinger’ın nükleer alarm seviyesini “Defcon 3″e yükseltmesi eşlik etti.
Brejnev geri adım attı. Ortadoğu’daki ateşkesi, iki taraf için de zor kazanılmış bir barış görüntüsü takip etti. Bu barış mükemmeliyetten uzak olsa da son derece kötü alternatif sonuçları düşündüğümüze, Kissinger’a hakkını teslim etmeliyiz.
İdeolojik olarak, özellikle de uluslararası siyasette askeri gücün rolü bağlamında, Kissinger’ı bir reel-politik canavarından başka birşey olarak görmeleri zor olan insanlar vardır. Bense biyografisini yazan kişi olarak daha tarafsız bir bakış açısına sahibim. Bence Kissinger’ın kariyeri başarılar ve hezimetlerin bir karışımı olmuştur.
Ve elbette Vietnam. Nisan 1975’te Saygon’un düşüşü ile Amerika’nın Hindi-Çini hayalleri yıkılmış, Kissinger Hanoi’nin çetin Le Duc Tho’su ile zorlu müzakerelere girilmişti. Bugün Vietnam’ı hayatının en büyük hayal kırıklığı olarak gören Kissinger, Vietnam’ın hiç bitmeyen bir pişmanlık kaynağı olduğunu söylemektedir. Son Amerikan helikopteri de Saygon’daki büyükelçiliğin çatısından havalandığında, geriye bugün de hâlâ hissedilen bir “boşluk duygusu” kalmıştır.
Daha iyisini yapabilir miydi? O noktada Watergate’in gölgesinin ağırlığını hatırlayalım. 1973’te Kongre Vietnam’daki tüm Amerikan birliklerinin tasfiyesine karar vermiş, Nixon’ın Güney Vietnam’a bir nebze de olsa askeri yardım yapılması çağrıları baltalanmıştı. Kissinger Watergate’in ezici temayülüne karşı savaşabilir miydi? Bu elbette savaşın sonucuyla ilgili bir soru, Amerika’nın daha en baştan savaşa girmesinin doğru olup olmadığıyla ilgili değil. Ama Vietnam Savaşı’nı Kissinger başlatmamıştı.
Kissinger’ın benden en çok puan alan başarısı ise Yom Kipur Savaşı’nı sona erdirmesi ve temelde bugüne kadar yürürlükte kalan barışın inşasına katkıda bulunan “mekik diplomasisi”dir. Mısırlılar 35 yıldır savaş yüzü görmedi. Bu kolay başarı değil.
Ancak Kissinger Amerika’nın ilk Musevi Dışişleri Bakanı olarak, dört devasa handikapla masaya oturmuştu.
1. Araplar içgüdüsel olarak ona güvenmiyordu.
2. Atalarından gelen bir Yahudi aleyhtarlığını taşıyan Ruslar da ona güvenmiyordu.
3. İsrail Başbakanı Golda Meir, onun İsrail için daha fazla çabalaması gerektiğini düşünüyordu.
4. Washington’daki “İsrail” lobisi onu rahat bırakmıyordu.
Bu engellere rağmen, Kissinger’ın Moskova, Kudüs, Kahire ve Şam arasındaki durmak bilmeyen “mekik diplomasisi”, dünyanın şükran göstermekte isteksiz kaldığı muazzam bir başarıydı.
Yom Kipur Savaşı’ndan sonra Kissinger, bir yandan Sovyetler’in (1956’daki Süveyş bozgunundan beri yaptıkları gibi) bölgeye burunlarını sokmamaları için bir barış anlaşması imzalanması için çalışırken, diğer yandan iyi ilişkileri korumaya çalışıyordu. Kolay iş değil. Bana kalırsa Kissinger’ın o dönemdeki çabalarından ötürü değil de, kaderin cilvesine bakın ki başarısızlıkla sonuçlanan Vietnam üzerine Nobel Barış Ödülü almasına acırım.
Görevi bırakalı 33 yıl olsa da Kissinger bugün 86 yaşında ve Washington koridorlarında, Moskova’da ve Pekin’de hatırı sayılır bir etkiye sahip.
Böyle bir saygıyı hak ediyor mu? Yoksa zulmün azmettiricisi olarak maskesi mi düşürülmeli? Yalnızca kişisel kanaatimi tekrar edebilirim. Kissinger’ın ağır basan mirası rakip Doğu ve Batı blokları arasında çoğunlukla da başarılı olan bir dengeli bir barışın tesisi arayışı içine girmesi ve kazara çıkacak bir nükleer savaş tehlikesini yatıştırmak için gösterdiği ısrarlı gayrettir. Bu mirası hafife almaya niyetlendiğimizde, 1914’te dünyayı boğan ve ziyadesiyle kaza eseri soykırımı hesaba katmamız gerekir.

Aleyhte delil

Joan Smith (gazeteci ve yazar):
Benim kuşağımdakiler için o en büyük şeytan figürlerinden biriydi. Onu büyük Soğuk Savaş kuramcılarından biri olarak görüyorum. Kötü bir şekilde. Amerika’ya karşı oluşan ve bugün hâlâ duyulan antipatinin sorumlusu olan agresif bir dış politikanın iştirakçisi olarak. Bir imparatorluk hâlindeki Amerika’nın kötü yüzü. Amerika önce gelir düşüncesi ve bütün dış politikanın hedefi bu. Amerikalı siyasetçiler, Amerikan halkı hakkında konuşurken dünyanın geri kalanı hiç umurlarında mı acaba diye merak ediyorsunuz.

Aleyhte delil

John Pilger (gazeteci, yapımcı):
 Kissinger ve Nixon 1969 ve 1973 arasında Kamboçya’nın yasadışı ve gizlice bombalanmasını yürüttüler. Beş Hiroşima’ya bedel ağırlıktaki bombardımanda 700.000 Kamboçyalı öldü. Pilotların seyir kayıtları tahrif edildi, Kongre kandırıldı. 1973’te Kissinger demokratik Şili hükümetini deviren faşist General Pinochet’e destek verdi. 1975’te Kissinger ve Gerald Ford, Endonezya diktatörü Suharto’ya Doğu Timor’u işgal etmesi için yeşil ışık yaktı ve yasadışı olarak Amerikan silahlarıyla donatıldı. En az 200.000 kişi hayatını kaybetti.

Aleyhte delil

Timothy Lynch (University of London, Amerikan Dış Politikası bölümünde kıdemli öğretim üyesi):
Diplomasi tarzı zaman içinde ABD’nin etkisini zayıflattı. Dünyaya karşı gerçekçiliğe dayalı bir yaklaşımı vardı ama etkisi yüzeyseldi. Amerika görünürde Sovyetler Birliği ve Çin ile ilişkilerini geliştirirken, berikiler Afrika ve Latin Amerika’da etkilerini artırdı. Bana kalırsa Çin ve Sovyetler Birliği ile samimiyeti artırmak Amerikan çıkarları ilerletmedi. Reelpolitik, Batı’nın düşmanlarına can verdi. Bütün bunlar Kissinger yaklaşımının sonuçları.

Aleyhte delil

Christopher Hitchens, yazar
Kissinger’ın yargılanması için hakkında tutuklama emri çıkarılmaması için hiçbir gerekçe yok. İddianamede yer alması gereken suçları da sayayım:
“Hindiçini’nde sivillerin topluca ve kasten öldürülmeleri; Bangladeş’teki toplu katliam için gizli anlaşma; ABD’nin savaş hâlinde olmadığı, demokratik bir ülke olan Şili’de meşru ve üst düzey bir memurun katledilmesinin planlanması ve teşviki; Kıbrıs’taki demokratik ulusun devlet başkanının katledilmesi planına iştirak; Doğu Timor’daki soykırım için tahrik ve destek… “

Aleyhte delil

Trevor McCrisken, İngiliz Amerikan Güvenlik Enformasyon Konseyi Başkanı
Demokrasi ve başka insanlar hakkındaki görüşleri, Şili hükümetinin alaşağı edilmesinin takibinde sarf ettiği sözlerde özetlenebilir: “Vaziyet, Şili’li seçmenlerin kendi kararlarına bırakılamayacak kadar önemli.” Soldaki birçok kişinin onun hakkında olumlu şeyler düşünmemesi hiç de şaşırtıcı olmamalı.
Yazının orijinali şu adrestedir:
http://www.independent.co.uk/news/world/americas/thecaseforhenrykissinger1773365.html 19 Ağustos 2009, Çarşamba,Çeviren: Yasin Kokarca, Independent / 18 Ağustos 2009
***************************
Kitap:Christopher HİTCHENS, Henry Kissinger’in Yargılanması, Orjinal isim: The Trail of Henry Kissinger, Henry Alfred Kissinger, Everest Yayınları 198 s. Mehmet Harmancı İstanbul  
Alıntı:http://ismailhakkialtuntas.com/2014/02/11/the-trials-of-henry-kissinger-2002-henry-kissingerin-yargilanmasi/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder