4 Kasım 2015 Çarşamba

Hazret-i Ali Efendimiz’in Tavsiyeleri



Hazret-i Ali Efendimiz, Malik bin el-Haris el- Eşter’i Mısır’a vali olarak
tayin ettiği zaman ona bir emirname verir. Bu emirnamede yer alan çok
değerli emir, tavsiye ve öğütlerden bir kısmını aşağıda takdim ediyorum:
Ey Malik! Ben seni öyle bir memlekete gönderiyorum ki,
senden evvel birçok hükümetler oralarda adalet sürdü veya
zulmetti. Sen vaktiyle nasıl evvelki valilerin icraatlarını gözden
geçiriyorsan, halk da şimdi senin icraatlarını öyle gözetecek.
O zaman senin onlar hakkında söylediklerini halk da
şimdi senin hakkında söyleyecek. Kimlerin salih olup olmadığı
ancak Allah’ın kendi dilinden söylettiği sözlerle anlaşılır.
Onun için biriktireceğin en güzel azık; iyiliğe yönelik işlerin
olsun. Heveslerine hakim bulun. Sana helal olmayan şeylerde
nefsine karşı sıkı dur. Zira gerek hoşlandığın, gerek istemediğin
şeylerde nefse karşı sıkı durmak onun hakkında adaletin
tâ kendisidir.

Halk için kalbinde sevgi ve merhamet duyguları ile lütuf
meyilleri besle. Sakın biçarelerin başına kendilerini yutmayı
ganimet bilen yırtıcı bir canavar kesilme. Çünkü, bunlar iki
sınıftır: ya dinde bir kardeşin ya da yaratılışta bir eşin.
Evet
bunların kabahatleri bulunabilir; kendilerine birtakım kusurlar
arız olabilir. Hata ile yahut kasıtlı olarak işledikleri kabahatleri olsa da ellerinden tutup doğru yola getirmek pek de mümkündür. Nasıl Allah’ın kendin için affını ve hoşgörüsünü
istersen sen de onlara affını ve hoş görünü bol bol ver. Çünkü
sen onların üstünde bulunuyorsun; valilik yetkilerini sana veren
ise senin üstünde bulunuyor. Allah ise valiliği sana verenin
de üstündedir ve kulların bütün işlerini hakkıyla görmeni
istiyor, seni onlarla imtihan ediyor. Sakın Allah ile harbe girip
de kendini O’nun gazabına siper etme. Çünkü ne intikamına
dayanacak kudretin var, ne de O’nun af ve merhametinden
müstağnisin.
…..


Sakın affettiğinden dolayı pişman olma. Sakın hiçbir bir
cezalandırman için de kat’iyyen sevinme. Sakınmak imkanını
buldukça hiçbir badireye atılma. Bir de sakın “Ben tam
bir kudret sahibiyim, emrederim, itaat ederler.” deme. Çünkü
böyle bir davranış kalbin fesadı, dinin zayıflaması ve felakete
yaklaşma ile sonuçlanır. Şayet elindeki kudret sana bir büyüklük
ve tahakküm hissi verirse hemen üstündeki Melekût’un
büyüklüğüne şöyle bir bak ve kâinatı sevk ve idare eden o
muazzam ve muhteşem ilahi gücü ve senin kendi nefsine bile
güç yetiremeyeceğin şeyde Allah’ın nasıl bir kudret sahibi olduğunu
düşün. İşte bu düşünceler senin o yükseklerde dolaşan
başını yere indirir, şiddetini giderir, seni bırakıp giden aklını
başına getirir. Sakın Allah ile büyüklük yarışına kalkışma,
sakın büyüklük ve zorlayıcılığında O’na benzemeye özenme.
Çünkü Fatır-ı Zülcelal Hazretleri her zorbayı zelil, her büyükleneni
hakir eder bırakır.
.....

Kendin hakkında, sana yakınlığı olanlar hakkında, tebaan
arasında kendilerine meyil beslediklerin hakkında adaletten
kesinlikle ayrılma. Şayet böyle yapmazsan zulmetmiş olursun.
Halbuki, Allah’ın kullarına zulmedene karşı bu mazlumların
davacısı bizzat Hazret-i Allah’ın kendisidir. Allah da bir kimsenin
hasmı oldu mu o kimsenin tutunabileceği bütün deliller
batıldır. Ve ölünceye yahut tevbe edinceye kadar onunla harp içince bulunur. Dünya’da zulüm kadar Allah’ın lütuflarını
izale edecek ve kahrını hızlandıracak bir şey olamaz.
Zira Cenab-ı Hak zulm altında inleyenlerin beddualarını işitir;
zalimleri ise gözetleyip durur.
…..
Halkın arasında yanına hiç yaklaştırmayacağın, kendisinden
en çok nefret edeceğin kimseler ise, halkın ayıplarını en
ziyade araştıranlar olmalıdır.
Senin vazifen bilgine ulaşanları
düzeltmekten ibarettir. Bilmediklerine gelince onlar hakkında
hükmü Allah verir. Evet sen halkın ayıbını gücün yettiği kadar
ört ki, Allah da senin halkından gizli kalmasını istediğin
şeyleri örtsün.

…..
İnsanlar hakkındaki bütün kin düğümlerini çöz, seni intikama
doğru sürükleyecek iplerin hepsini kes. Sence açıklık
kazanmayan şeylerin tümü hakkında anlamamış görün, şunu
bunu gammazlayanın sözüne çarçabuk inanma. Çünkü gammaz
ne kadar saf görünürse görünsün yine hilekardır.
Sakın, ne seni yokluk ihtimaliyle korkutarak ikram etmekten
geri çevirecek cimriyi, ne zor ve ağır işlere karşı azmini
gevşetecek korkağı, ne de zulme saparak sana ihtirası iyi gösterecek
hırslıyı danışma meclisine sokma.

…..
Memleketin yararına olan tedbirleri tesbit etmek ve senden
evvel insanlara huzur, güven, doğruluk ve iyilik sağlaya
gelmiş şeyleri devam ettirmek hususunda alimler ve arifler ile
sürekli görüş ve danış
…..
Kimseye gösterdiği kahramanlıkları nisbet kabul etmeyerek
değersiz bir mükafat verme.
Bir de mevkiinin küçüklüğü bir
adamın kıymetli yararlılığını küçülmene asla sebep olmasın.
Sonra altından kalkamayacağın hadiseleri kesip atamadığın
işleri Allah’a ve Resulüne gönder. Zira Cenab-ı Hak doğru
yola gitmesini dilediği bir topluma: “Ey İman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve içinizden olan ul’u-l emre (amirlerinize)
itaat edin. Şayet bir şey de anlaşamazsanız Allah’a
ve Resulüne gönderin.” buyuruyor. Allah’a gönderin demek
kitabındaki muhkemata sarılmak demektir. Resule göndermek
demek onun toplayıp, birleştiren ve tefrikaya meydan vermeyen
sünnetine uymak demektir.
…..
Halk arasında hüküm vermek için öyle bir kimse seç ki,
sence onların en değerlisi bulunsun. İşten sıkılmasın, murafaaya
gelenlerden sinirlenerek inada kalkışmasın, hatasında
ısrar etmesin; hakkı gördüğü an (doğru gördüğü anda) döneceği
yerde dili tutulup kalmasın; hiçbir zaman tamah ettiği bir
menfaatin kaybolacağı gibi bir endişeye düşmesin.
…..
Tayin edeceğin memurlar konusunda da dikkatli ol. Çünkü,
en çok menfaat düşkünü kimseler şahsi çıkarları için bu
görevlere harisdirler (hırslıdırlar). Sakın şahsi yakınlık veya
tesir altında kalarak hiçbir kimseye vazife tevdi etme. Çünkü,
bencillik ve tarafgirlik zulüm ve hıyanete götüren iki sebeptir.
Bunların geçimlerini de geniş bir surette temin et. Çünkü,
bu tutumun kendilerini iyiliğe sevk etme hususunda kuvvetli
bir destek olacağı gibi elleri altındaki şeylere tenezzül etmekten
de o sayede uzak kalırlar.
…..
İhtikara mani ol. Çünkü Peygamber Efendimiz (asm) ihtikarı
men buyurdular. Alım-satım doğru tartılarla olmalı ve
alanı da satanı da ezmeyecek mutedil fiyatlar çerçevesinde yapılmalıdır.
Herhangi bir kimsenin yasağından sonra ihtikara
yanaşırsa ifrata varmamak şartıyla onu hemen cezalandır.
Alt kesimdeki, her türlü çareden mahrum fakirler ve çaresizler
ile felaketzedeler, kötürümler hakkında Allah’tan korkmalı
hem de çok korkmalısın. Bu kesimde halini söyleyen de
var söyleyemeyen de. Allah’ın bunlara ait olmak üzre korunması
için seni görevlendirdiği hakkı çok iyi koru.

Sakın azamet (büyüklük) seni onlarla uğraşmamaktan
alıkoymalısın. Zira işlerin mühim olanlarını iyi gördüğün için
ehemmiyetsizini yüzüstü bırakırsan mazur görülemezsin. Bu
sebepten kendilerini düşünmekten geri durma ve zavallıları
ekşi çehre gösterme. Öyle çalış ki, Allah’ın huzuruna çıktığın
zaman “Gücümün yettiğini sarfettim.” diyebilesin. Halkın
bu kesimi adalet ve yardıma başkalarından ziyade muhtaçtır.
Onun için her birinin hakkını vermeye son derecede itina et.
…..
Sonra yetimleri ve yaşlıları bulunduğu halde hiçbir çaresi
olmayan kimselerin geçimini de üzerine al. Bu işler sana ağır
gelebilir. Lakin şunu unutma ki, ne kadar hak varsa hepsi de
ağırdır. Bunu Allah yalnız o kimselere kolaylaştırır ki, halden
ziyade akıbeti (işin sonunu) düşünerek nefsini dayanıklılığa
alıştır ve kendi hakkında Allah’ın vaadinin doğruluğunda
emin bulunur.
…..
İhtiyaç sahipleri için sırf kendileriyle meşgul olacağın
bir zaman ve mekan ayır ve hepsiyle otur da seni yaratan
Allah’ın rızasını celbedecek bir tevazu göster. Sonra askerini,
yardımcılarını, muhafızlarını, zabıta memurlarını yanlarında
bulundurma ki, söylemek isteyen çekinmeden derdini dökebilsin.
Ben Peygamber Efendimizden birkaç yerde işittim, şöyle
buyurmuştu: “İçinizdeki zayıfın hakkı serbestçe kuvvetlisinden
alınamayan bir millet hiçbir zaman kuvvetlenemez.”
…..
Her ne kadar niyet halis olmak ve halkın selametine hizmet
etmek şartıyla bu çalışmalarının hepsi Allah içinse de sen yine
vakitlerin en hayırlısını Allah ile arandaki durumlar için nefsine
hasret. Allah rızası için eda edeceğin taatın en başlıcası da
Zat-ı İlahiye has olan farzları yerine getirmekten ibaret olsun.
Gecende gündüzünde bedeninden Allah’a ait bulunan kulluk
hissesini ayır ve seni Cenab-ı Hakkın yüce huzuruna yaklaştıran
bu taati vücuduna her neye mal olursa olsun eksiksiz
ve gediksiz eda et. Şayet namazında halka imam olmuşsan sakın ne bıktıracak kadar uzun ne de bir hayra yaramayacak
gibi kıldırma. Çünkü halkın içinde öyleleri vardır ki, hastalık
sahibidirler, öyleleri vardır ki iş sahibidir. Peygamber Efendimiz
(asm) beni Yemen’e gönderirken: “Onlara namazlarını
nasıl kıldırayım?” diye sormuştum. Bana “En zayıflarının namazı
gibi kıldır. ve ayrıca “Müminlere karşı çok merhametli
ol.”buyurmuşlardı.
…..
Buraya kadar söylediklerime ilaveten bir hususu da asla
unutma. Sakın halkından uzun bir müddet uzak veya saklı
durma. Çünkü valinin halktan saklanması halkta yanlış
kanaatler uyandırma yanında valinin işlerinde vukufunu da
azaltır.
Valilerin perde arkasında oturmaları perdenin dışında
dönen işlere muttali olmalarına mani olur. Bunun sonucunda
onların gözünde hadiselerin büyüğü küçülür, küçüğü ise büyür.
Güzeli çirkin, çirkini de güzel olur. Hak ile batıl karışır.
…..
Düşmanın tarafından sana teklif olunan sulh (barış),
rıza-yı İlahiye muvafık ise katiyyen reddetme. Zira barışta
askerine istirahatı, sana endişeden rahat ve ülken için de selamet
vardır.
Şayet düşmanla aranızda sözleşme akdettiysen yahut
ona karşı bir taahhüdün varsa yapılan sözleşmeye riayette
bulun, ahdini yerine getir. Verdiğin sözü muhafaza için icabederse
hayatını bile feda et. Çünkü arzularınız birbirinden
farklı, düşünceleriniz ayrı olmasına rağmen, insanların ilahi
farizalar arasında ahidlerin tam yerine getirilmesi kadar üzerine
birleştikleri bir şey yoktur. Hatta müşrikler de hıyanetin
vahim neticelerini gördükleri için müslümanlara karşı ahde
vefayı iltizam ediyorlar. Binaenaleyh sakın verdiğin sözden
dönme, sakın ahdine hıyanet etme, sakın düşmanını aldatma.
Zarar ve mahrumiyete mahkum, akılsız ve cahillerden başkası
Allah’a karşı gelmek cüretini gösteremez.
…..,

Sonra kandan ve onu haksız yere dökmekten son derecede
sakın. Çünkü haksız yere kan dökmek gibi felaket getiren,
bunun kadar mesuliyeti büyük, bunun kadar nimetin zevalini,
devletin mahvolmasını hak eden bir şey yoktur. Allah Teala,
kıyamet günü kulları arasında hükmünü verirken ilk olarak
döktükleri kandan başlayacaktır. Sakın haram kan dökerek
saltanatını kuvvetlendirmek sevdasına kapılma. Zira bu hareket
onu zaafa düşürecek, daha doğrusu zevale erdirerek başka
ellere geçirecek sebeplerdendir.
…..
Kendini sakın beğenme. Sakın nefsinin sana hoş gelen cihetlerine
güvenme. Sakın yüzüne karşı övülmeyi isteme. Zira
iyilerin ne kadar iyiliği varsa hepsini mahvetmek için şeytanın
elindeki fırsatların en sağlamı budur. Sonra sakın halkına
yaptığın iyilikleri onların başına kakma, yahut yaptığın
işleri mübalağalı gösterme, yahut kendilerine verdiğin sözden
dönme. Çünkü başa kakma, iyiliği bitirir; mübalağa hakikati
söndürür; sözden dönme ise Allah-ü Teala’nın da, halkın da
nefretini celbeder. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerîm’de “Böylece sizin
yaptığınızı söylemeniz Allah indinde ne kadar menfur bir
harekettir.” buyurmaktadır.
Sakın işlere vaktinden evvel atılma, sakın vakti gelince de
sabırsızlık gösterme. Sakın açıklık kazanmayan işlerde inat
etme, vuzuh kesbettiği zaman da gevşeklik gösterme.
…..
Hiddetine, öfkene, eline ve diline hakim ol. Bunların hepsinden
korunabilmek için de badirelerden geri durup şiddetini
tehir et ki, öfken geçsin de iradene sahip olabilesin. Şunu da
iyi bil ki, bir gün seni yaratana döneceğini, O’na hesap vereceğini,
çok açık ve iyi bir şekilde hatırlamadıkça nefsine hakim
olmak imkanını katiyyen bulamazsın. Şimdi senin üzerine gerekli
olan, senden evvelkilerin sana ulaşan adil hükmünü, yahut
isabetli olan tutumlarını yahut Peygamber Efendimiz’den
(asm) gelmiş bir haberi yahut Kitabullah’taki bir farizayı
hatırda tutarak bu gibi meselelerde bizden gördüğün hareket tarzına uyabilmen ve şu emirnamemde bildirdiğim ve ileride
nefsinin arzularına kapılmanı mazur görmemekliğim için
elimde sana karşı sağlam bir hüccet bildiğim hükümleri tatbike
çalışmandır.
…..
Artık Cenab-ı Hakkın geniş rahmetinden ve bütün istekleri
kuşatmış olan azamet ve kudretinden dilerim ki, Rıza-yı
İlahi’si vech ile kulları arasında güzel bir övgü ve ülkeler içersinde
iyi eserler bırakabilmek içim gücümüzün yettiği kadar
çalışmaya seni de beni de muvaffak kılsın. Hakkımızdaki nimetini
tamamlasın ve bize olan ikramını kat kat arttırıp sana
da bana da saadetle ve şehadetle can vermeyi muvaffak ve
kolay eylesin. Bizim dua ve niyazımız Allah’adır. Salat-ü selam
Allah’ın ve Resulüne ve onun iyi ve tertemiz âli üzerine
olsun.


Alıntı:
http://www.mehmedkirkinci.com/index.php?s=article&aid=1151

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder