29 Ağustos 2016 Pazartesi

Tükenen solun varisi veganizm mi?




‘Yalnız bitkisel beslenme’ nam-ı diğer ‘Veganizm’i hiç duydunuz mu? Bilimsel kesinliği sağlanmamış veganizmi öven ve TV’lerde cirit atan bazı meslek uzmanları et, süt, balık gibi hayvansal gıdalardan uzak durulmasını tavsiye ediyor. Güya uzun ve sağlıklı yaşamın en sağlam reçetesiymiş bu. Öncü rolündeki bir doktora ‘Müslüman mısınız?’ diye sorduğumda cevap alamamıştım. Soruş sebebimi söyleyeyim, kalp ve damar uzmanı muhatabımın önerdiği beslenme biçimi inancım ile çelişiyor da ondan. Dinime küfreden Müslüman mı diye merak ettim.
Araştırınca gördüm ki, çok sayıda kitap/makaleye konu olan bu akım tümüyle gayri milli bir karaktere sahip. İdeologu da Steven Best adında bir Amerikalı felsefeci.
Her felsefi akımın odağına sokuşturulan özne, bu akımda ‘hayvan’la temsil edilmiş.
Onların diliyle, ‘insanın acı çektirdiği hayvanlar’ demek daha doğru.
‘Hayvan Hak ve özgürlüklerini korumak’, akımın meşruiyet için bulduğu klişe.  
Uluslararası hassasiyeti arttırmak için çevrecilik temasıyla da birleştirilmiş.
Kolesterol, incelme (fit olma) ve küresel açlığa tepki diğer sarmalayıcı argümanlar.
Felsefî direniş için unutulmayan bir diğer konu da vicdanî sorumluluk.
‘Günaha ortak olmayacağız’ türü bir devrimci öfkeden medet umuluyor.
İrrasyonel, komik hatta bayat ama gerçek.
Profesyoneller bu tür atölye işi ahmak yemlerini ‘etkili sadelik’le açıklar.  
Sonuna ‘…hakları, …özgürlüğü’ koydun mu her üfürme alıcı için cazip hale gelir.
Birçok ülkede akıma kapılan fanatikler çıkmış. 
Akımı ‘Ahlâk’, ‘siyaset’ ve ‘mücadele’ gibi değer hükümleriyle yan yana getirme gayreti de dikkat çekiyor. Bu üç değer fabrikasyon din veya ideoloji imalatının temel parçalarıdır.
Hangi dinin ahlâkı, neye karşı  siyaset, kime karşı mücadele, düşman kim?
Net değil…
Paralel bir din yahut ideoloji ile mi karşı karşıyayız?
Her iki körlük de azınlık psikolojisi ve farklılığa dayalı bölünme demek.
Onlarca kez bölünmüş toplum bu kez et süt üzerinden mi bölünecek?
Gönül okşayıcı kavramlarla lanse edilen her akım, savunulacak, şeref duyulacak bir takım ayrıcalıklar sunar. Veganlara sunulanda bilinçli insan olma ayrıcalığı.
Vegan hayatını benimseyen ünlüler saymakla bitmezmiş.
Müstakbel hedef kitlesi de hayatına anlam katma heyecanındaki gençlik.
Bulanık görüşüyle zincirde halka olmaya çabalayan gençliğimiz…
Şöhret olmayı kolaylaştıran bu farklılık, ergen yalnızlığından bunalanları ağına çekiyor. Bilhassa genç kızlar akımla yakından ilgileniyor. Erkekler de kızlarla olmak isteyeceğine göre, tavırları ne olacak? Göreceğiz!
Şimdilik korkuya mahal yok …
Henüz karanlığın içinde kaybolacaklarını düşünecek kadar azınlıktalar çünkü.
Ama durum göründüğü kadar basit değil!
Goethe’ye göre zamanı gelmiş fikir, en güçlü silâhtır.
Veganizm de çağın boşluğunu yakalamış böyle bir fikir.
Modern hayatın hemcinsine düşman ettikleri, eksiklerini hayvan sevgisinde tamamlıyor.
Sadık, vefalı, sempatik hayvan görüntüleri milyonlarca izleniyor.
Hedeflenen ise yüreğin beyne doğru ayaklanışı…
Akımın büyüme potansiyelini görmemek körlüğü gerektiriyor.
Ben faydacı bir idealizmle karşı karşıya olmadığımın idraki içindeyim.
Yüksek zekâ ve ince işçilik ruhumu daraltıyor.
Yapılmak istenen tipik bir büyük kayadan küçük parçalar koparma girişimi.
Tıpkı itikadî, siyasî konularda düştüğümüz önceki oyunlar gibi…
Akım olgunlaştığında siyasî harekete dönüşme potansiyeli taşıyor.  
Özgürlük direnişçilerini kimi marjinal gruplarla kolkola görürsek şaşmamalıyız.
Azınlık psikolojisinin karanlıklarla ilişkisi herkesin malûmu.
Hayatın tabii beslenme şeklinin manipüle edildiği inancındayım.
Ardında yatan asıl maksat da şu: Beslenme biçimi insan karakterini etkiliyor.
Karadenizli kimliğini şekillendiren coğrafya gibi.
Ne yerseniz öyle düşünürsünüz!
Zayıf bir kimse, güçlü hedeflere yönelemez.
Hastalıklı, yorgun, uyurgezer biri acziyetini aşıp harp meydanına çıkmaz.
Proteinsiz asla!
Tabiata baktığımızda bitkisel beslenen hayvanların, cüssesi ne kadar iri olursa olsun, et yiyenlerce avlandığını görüyoruz.
3 kaplan dev gibi zürafayı yıkıp yem yapabiliyor.
Birkaç tonluk filler av olmaktan kurtulamıyor ormanlar kralına.
Aynı kurutulmuş et yiyen bir avuç Moğol’un pirinçle beslenen binlerce Çinliye yaptığı gibi... 
Güçlüler dünyasında kaybetmeye mahkûmdur zayıflar.
Zor ve değerli coğrafyalarda varlıklarını koruyamazlar.
Ülkemizin dört bir koldan uğradığı saldırılar herkesin malûmu.
İstemesek de yanıbaşımızda kardeş kardeşe silah çekerek birbirini paralıyor.
Devletler etnik ve mezhebî temellerle küçük parçalara bölünmek isteniyor.
Herkesin gözü toprağımızdayken, zayıf kimselerle devleti ayakta tutmak mümkün mü?
Olsaydı eğer Irak, Suriye bütünlüğünü koruyor olurdu.
Ömrü uzattığı söylenen beslenme şekli esasta vücudu zayıf düşürür.  
Tabii şekilde gelişmeyen organlar fonksiyon kaybına uğrar.
Meselâ zayıflayan bedenin doğurganlığı tehlikeye girer.
Vegan ailelerdeki çocuk sayısı teşvik edilenin çok altındadır.
Açın istatistiklere bakın! Varsa çevrenizde gözlemleyin.
Vegan ekseriyetinin feminizm temayülünü görürsünüz.
Dolayısıyla mesele yalnız bir beslenme tercihi sanılıp geçiştirilemez.
Daha ciddi biçimde inanç, siyaset ve güvenlik boyutları da mevcut.
Hükümleri esnetilen din ile birlikte istikbalimiz ve millî birliğimiz tehlike altındadır.
Bilinçli gençlerimiz, elinde fikirle gelene, güdülecek koyun sürüsü olmadığını göstermeli!
Devlet de propagandacılarına aman vermemeli! Bağlantılarını araştırmaya koyulmalı!
Sola yetişemedik, FETÖ’yü kaçırdık, bari veganizmi ıskalamayalım!

1 yorum:

  1. Adsız15:21

    Katılıyorum. Güzel makale.

    YanıtlaSil