30 Eylül 2017 Cumartesi

Neden pornografi?



Ne yalan söyleyeyim, araştırma konularını plânlarken ‘kadın, cinsellik ve pornografi[1]’ sıralamasını esas alarak çalışacaktım. Literatür taraması yaptığımda sâdece kadın üzerine yazılan kitap sayısının binleri aştığını görünce gözüm korktu. Bunlara bir de yabancı kaynaklar ile akademik makaleleri ekleyince, işin içinden çıkmanın öyle kolay olmadığı hissine kapıldım. Zihnimde çizdiğim tasarımı, beni tatmin edecek şekilde gerçekleştiremeyecek olmanın izleri kafamda belirdi. Bunlara önem sıralamasında arka plâna kayış ve araştırma süresinin çok uzun yılları alacak olması sebebiyle gerçekleştirememe ihtimalinin büyümesi de eklendi. 15 yıl süren sömürgecilik ve 27 Mayıs araştırmalarının ürünleri olan 4 kitabın açlığımı doyurması ile okur kesiminin alanlarında ilk sayılan bu eserlere duyduğu ilginin azlığı heyecanımı kıran diğer engeller oldu.

Saygın bir araştırmacının bu tür hafif ve ayartıcı denilebilecek bir alana sürüklenmesini toplumun yadırgayacağını tahmin ediyorum. Farklı ve yabancı her konuyu eleştiri terazisine koymaktan çekinmeyen bu toplumun, zamanla her şeye alıştığını bilen biri olarak, bu tür çalışmaların aile ve ülke kavramlarına değer verenlerce yapılması gerektiğine de inanıyorum. Çıkacak çalışmalar az sayıda ilgili tarafından belki lütfen okunacak, onun dışında kendine güçlükle yer bulabileceği tozlu raflarda sahipsizce bekleyecektir.

Günümüzün bir gerçeği olmasına karşın ülkenin aydın kesimleri maalesef bu tür konulara girmekten çekiniyor. YÖK’ün tez arama sitesine girip ‘porno’ yazdığınızda karşınıza 12 adet çalışma çıkıyor. Rastlayacağınız çalışmaların bir tanesi (Görsel medyada pornografi ve kültürel yansımaları) doktora geri kalan 11 adedi ise yüksek lisans tezi. Bunlar arasında doğrudan ana tema olarak pornografiyi inceleyen çalışma sayısı ise daha ilginç: 0 (sıfır). Beklenildiği üzere akademya pornografiye siyasi açıdan değil felsefe, psikoloji, sosyoloji, kamu yönetimi, medya veya güzel sanatlar penceresinden bakmayı seçiyor.

Yapılan bu 12 akademik çalışma konuyu doğal olarak akademik dil ve bakış açışı ile ele alıyor. Pornografinin birey ve toplumun zihin dünyasındaki etkileri ve küresel siyasetle olan ilişkileri konusu yine sahipsiz kalmış.

Sonuç olarak, yeni bir kitap çalışması yapmak yerine konuyu birkaç makaleyle ele almaya ve boşa gitmesini istemediğim deneyimlerini blog sayfama aktarmaya karar verdim.

Pornografi konusunun mahalli olmaktan çok uluslararası siyasetle bağlantıları olduğunu düşünüyorum. Bu bağlantıyı netleştirmeye yarayan bazı önemli düşüncelerim var. Şöyle ki; pornografi olarak nitelenen yayınların tarihi son 20-30 yıla ait şeyler değil, 1904 yılında yayınlanan ‘One Way of Taking a Girl Picture’a kadar götürebileceğimiz epey eski bir tarihi var. 1915 yılında çekilen ‘A Free Ride’ adlı film, ilk Amerikan pornosu olarak tanımlanıyor. Yani neredeyse sinemanın emekleme dönemiyle birlikte günümüze kadar istikrarlı şekilde gelen yayınlardan bahsediyoruz.

Bu tür filmleri finanse eden, yapımında görev alanlar var.  Bütün erdemlerini bir kenara atıp para uğruna toplumun ahlâkını bozmak için kamera önüne çıkan kadın ve erkekler var. Bu iş film sektörünün büyükleri tarafından her yönüyle büyük bir endüstri haline getirilmiş durumda. Batı ülkelerinde bu sektörden geçmeden yıldız olunamadığını söylersek, fazla iddialı konuşmuş olur muyuz?

Önlemek için de yeterli önlem alınmıyor. Aslında fıtrata ve hiçbir tabii sınıra takılmaksızın cinsel heyecanı teşvik etme gayesi güden bu tür sitelerin açılmasını önlemek çok basit. Belli merkezlerce yapılan alan adı (domain) ve hosting tahsislerini kontrol altına alarak site açılmasını önlemek mümkün. Ancak gelin görün ki bu yapılmıyor? Alan adları ve sunucu tahsisleri sanki gizli bir elin korumasında, herkese ve her türlü faaliyete tahsis edilebiliyor. Google’nin 2020 yılına kadar tüm dünyaya ücretsiz Wi-Fi verme projesi tutarsa, artık mekân sınırı tümüyle ortadan kalkmış olacak.

Özellikle finansman konusu izin vermekten ya da görmezden gelmekten daha önemli. Her dönem ödenmesi gereken alan adı ve sunucu hizmetine ait masraflar birileri tarafından düzenli olarak ödeniyor. Yeni video görüntülerini temin ederek kategorilendiren, sunucuya yükleyen, siteyi güncel tutan personelin ücretleri de aynı şekilde… Bu tür sitelerin düzenli ve yeterli seviyede reklâm almadığı düşünülürse kim hangi amaçla bu finansmanı karşılıyor belli değil.

Üçüncü olarak BM ve UNESCO gibi aile değerlerini öne çıkaran uluslararası kuruluşlar da birçok konu gibi pornografinin önlenmesi üzerinde odaklanmıyor. Efekt türünden makyajlarla yetinip konuyu ciddi anlamda gündeme taşımıyor.

Aynı şekilde uyuşturucu satışına onay veren Batı ülkeleri de pornografiyi aile kurumunun geleceğini tehdit eden kamu güvenliği sorunu olarak görmüyor. Dolayısıyla pornografiyi önleme konusunda hükümet programlarına yeterli önleyici madde konulmuyor. Koyma girişiminde bulunan ve genelliklem muhafazakâr eğilimli Hükümetler de ‘sansür’ bahanesiyle linç girişimine uğruyor. Hatırlanırsa 2011 yılında Türkiye’de bir internet yasası hazırlanmış ve bu yasanın tartışmaları sırasında çocukları zararlı içeriklerden korumak için filtre konulması gündeme gelmişti. Bu sırada bazı insanlar (aralarında gençler de vardı) İstanbul’da aralarında ‘pornoma dokunma’ yazan bir pankartı da taşıyarak internetin zararlı içeriklerine filtre uygulanmasını protesto etmişlerdi.

Basının insan zihnini hedef alan pornografiye karşı önleyici yayın politikası izlediğini söylemek de pek mümkün değil. Hatta birçok ünlü basın kuruluşu bazı bulvar gazetelerine dolaylı şekilde destek vererek pornografiyi körüklüyor. Meselâ ülkemizde Tan, Bulvar gibi sayfalar dolusu baldır bacak yayınlayarak pornografiyi özendiren gazeteler büyük medya patronlarının himayesinde yayın yapmış, dönemin Hükümeti eli kolu bağlı şekilde seyretmişti. İngiliz The Economist dergisi dahi 2014 yılında bedenin para karşılığı pazarlanmasını seks işçiliği olarak nitelendirmiş, seksin ucuz yapıldığı şehirleri karşılaştırmalı analizlerle yayınlamaktan çekinmemişti.

Bomba yapımı ve intiharı özendiren sitelere olduğu gibi fıtratı/zihin dünyasını hedef alan porno sitelerine de erişim son derece kolay. www.xh…com, wwww.rdtb…com ve www.tbglr....com gibi en popüler porno sitelerine kanun ve yaş sınırlaması olmaksızın herkes kolayca erişebiliyor. Mahkeme kararlarıyla erişimi engellenen sitelere, basit tarayıcı uygulamalarıyla farklı kapı ve tünellerden erişim mümkün. Sadece kamuoyu hassasiyeti veya istihbarat amacıyla çocuk pornosuna erişenler resmi olarak takibe alınıyor ya da haklarında kanuni işlem yapılıyor. Bunun sayısı da son derece düşük. Bu düşüklüğü gizli servislerin kişilik analizi ve istihbarat amaçlı kullanım hevesine bağlayan ciddi iddialar mevcut. 

CİA gibi FED gibi önemli uluslararası kuruluşlar, bakanlıklar, kamu bankaları siber saldırılara uğrarken nedense porno sitelerine saldırı olmuyor, oluyorsa da sitelerin yıllardır varlıklarını sürdürdükleri dikkate alınırsa caydırıcı bir etkisi olmuyor.

Yazdıklarımızdan yola çıkarak pornografinin uluslararası bir mesele olduğunu ve dolaylı şekilde teşvik edildiğini söylersek yanlış yapmış olmayız.

Son dönemlerde stratejistler tarafından aile kavramının kökten değiştirilmek istendiği söyleniyor. (Bence de öyle, kültüre dönüştürülen fıtrat yani insana işlenmiş ilâhi sır şimdi  pornolaştırılarak dengesi bozulmaya çalışılıyor-YD) Üretimin robotlar tarafından yapılacağı dijital bir dünya tasvir ediliyor. Güya bu dünyada tek bir dünya hükümeti ile transhümanizm denilen tek bir din olacakmış.

Böyle bir küresel düzeni oluşturmak isteyenler, insanı şehvetin kucağına iterek emellerine ulaşmak istiyor olabilirler mi? Gündelik hayatımıza sokulması kolaylaştırılan pornografi, bu sistemi oluşturmanın zihinsel aparatı mı olarak kullanılıyor yoksa? Fırsat buldukça bloga yazacağımız makalelerle, bu soruların cevabı bulmaya çalışacağız.


[1] Porne kelimesi Yunancada fahişe, graphein ise yazmak anlamına gelir. Pornografi de ‘fahişelerle ilgili yazılar’ şeklinde çevrilebilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder