19 Ekim 2017 Perşembe

Neden sanayileşemedik?




Türkiye sanayileşme açısından maalesef Batı dünyasının çok gerisinde. Başta insan kalitesi, coğrafî avantajlar ve hammaddeye yakınlık olmak üzere her türlü kaynağa sahip olan güzel ülkemiz sanayileşme hedefinin hep uzağında kaldı. Devlet, siyaset ve bilim adamları bu geriliğin temel sebepleri üzerinde kafa yorsa da bir türlü tatmin edici sonuçlar elde edemedi. Bu soruna tatminkâr cevaplar bulmak için sanayileşen/endüstrileşen Batının yaşadığı önemli bir sürece kısaca göz atmak gerekiyor.

Mazlumların sırtından büyüyen ve ruhlarını kurtarmakla görevli olduğunu iddia ederek üzerlerinde tahakküm kuran ruhban sınıfının elinde bulunan ticari bakımdan atıl, bakım/tutum yönünden hayli masraflı olan mallar, başlayan reform hareketiyle seküler müteşebbislere verildi. Protestanlık ile de Roma Katolikliği ile olan itikadi bağlar bir kenara bırakıldı. Hümanizm ile Tanrı inancının yerine insan sevgisi ikâme edildi. Dinî teşkilatların baskıcı ve cezalandırıcı konumundan bunalan insan ruhu ile Kilise dogmalarından kurtulan toplum bu büyük değişimi kabullenmekte zorlanmadı. Zamanın da rüzgârıyla insan azminin potansiyellerini diğer kulvarlarda gerçekleştirmeye koyuldu.
İnsan zihnindeki ilerleme böyleyken iktisadi hayattaki ilerleme de başka başka şekillerde tezahür etti. ‘Hayat boşluk kabul etmez’ düsturundan hareketle, gözünü semadan ayıran insan yönünü tabiata dönerek seküler alandaki geleceği ferdi olarak inşaya yöneldi. Tabiatı sırf tabiat olarak telakki ederek fethetmeyi tercih etti. İlk etapta iman, ahlâk ve sanatın insan ruhunu besleyen faydalı yanlarını bir kenara atarak dehasının belirli taraflarını öne çıkardı.

Kepler, Galile, Descartes ve Bacon gibi kudretli zihinler, hürriyetin açtığı koridordan ilerleyerek zaman, mekân, fikir, hareket ve madde üzerinde niceliksel tezler geliştirdi. İktisadî ve sınaî değişimlere rehberlik eden düşünceleri, maden kömüründeki suyu kurutmak için kullanılmaya başlanan buhar gücünün marifetleriyle birleşerek güçlendi. Kol gücü yerini makinelere bırakınca, üretim bantları arasındaki boşluklar da kadın ve çocuklar tarafından doldurulunca yeni bir devrin kapıları aralandı. Hızla büyüyen üretim sektörünün hammadde ihtiyacı, kaynak zengini ülkelerin kapılarını aşındırmak zorunda bıraktı. Yelkenlerini şişiren yeni tip uzun yol gemileri, sömürgeci düşüncenin yüklediği enerjiyle Afrika ve Uzakdoğu kıyılarına akınlar etti. 

Basit ve ucuz ürünlerdeki seri üretimin en ucuz şekilde nakliye ihtiyacı, önce nehre/denize yapılan tahta rayların sonra da trenin keşfiyle sonuçlandı. Kömür, buhar ve raylı taşımacılıktan oluşan 3’lünün gelişimi, o büyük sanayi devriminin meydana gelmesinde başrolü oynadı. Enerji, üretim hızı ve nakliyeden oluşan sektörel bütünlük, adına verimlilik denilen yeni bir standardı ortaya çıkardı. 

Girdi maliyetlerinin düşürülmesini haberleşme ve ulaşım sürati/imkânlarının arttırılması takip etti. Artan refahın tabii sonucu olarak hızlı bir nüfus artışı yaşandı. Tüketici sayısının arttırılmasıyla birlikte insan ömrü de uzatılarak ürünlerden faydalanma süresi maksimuma çıkarıldı.Bu gelişmelerin ortaya çıkardığı istatistik biliminin ölçtüğü niceliksel dakiklik, Ortaçağ insanındaki belirsizlik duygusunu ortadan kaldırdı. Hayatın akışındaki belirsizlikleri matematiksel kesinliklerle aşmayı başaran insan, ilahi belirsizliklerle arasına aşılmaz mesafeler koymayı tercih etti. 

Kıtasal sınırları zorlayan ticaret ve sanayinin öncülük ettiği bu süreç, adına burjuva denilen liberal bir orta sınıfı dünya sahnesine çıkardı. Kâr odaklı düşünen bu sınıf, hem kilisenin hem de aristokrasinin otoritesinden kurtulunca kendine yeni bir alan açarak sanayileşmenin motor gücü haline dönüştü. Kendi dışındaki diğer iki sınıfa oranla daha büyük riskler üstlenerek küresel hamlelere yöneldi. 

Sonuç olarak, Batı sanayileşmesinin önünü açan en temel iki faktör öncelik sırasıyla insan zihnini özgür kılan hürriyet çığlığı ile onu bütün kuvvetleriyle hedefe yönlendiren mecburiyet duygusu olmuştur. Bu iki zihin faaliyeti olmasaydı Batı sanayileşmesinden bahsetmek mümkün olmazdı. Ülkemizin geri kalışına sebep arayanlar bu iki duygunun önünün tıkalı olup olmadığını, Batı’lıya yapılan hürriyeti kısıtlayıcı engellemelerin ülkemizde kimler tarafından ne tür gerekçeler ileri sürülerek yapıldığını araştırmalıdır. 

Araştırmaya fırsat bulamayacaklar için dört cümle ile açıklayalım: Batı sanayileşmesindeki yükselme basamakları her ülke gibi Türkiye için de geçerlidir. Fakat ülkemizde köklenmiş tutucu ruhban sınıfı, kendini var eden ahtapotun kollarına sımsıkı yapışmıştır. İlerlemenin temel şartı olan rekabet duygusunun gelişmemesi için hürriyetleri tek taraflı olarak engellemiş, insanları gelişmeye sevk eden mecburiyet duygusunu daha doğmadan yok etmiştir. Bu iki duygunun önü açılmadıkça ülkemiz sanayileşmede hak ettiği konuma gelemeyecektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder