4 Aralık 2017 Pazartesi

Aydın olmak tarafsız olmak mıdır?

'Kaostan Düzene' adlı ikinci çalışmamı okuyanlar kullandığım üslubu kastederek 'Aydın olmak, tarafsız olmak, eleştirel olmaktır' diyorlar.
Bu sözleri devamı gelecek diye can kulağıyla dinliyorum ama şu ana kadar beni tatmin edecek bir izaha henüz rastlamadım.

Gördüğüm kadarıyla aydın denilen kesim hiçbir zaman tarafsız kalmamış, tarafsızlığını hep milletin oylarıyla iktidara gelenlere karşı bozmuştur.
Zoru gördüğü tek parti devirlerinde ise en küçük eleştiriden dahi kaçınarak suskunluğunu nimete çevirmekten geri durmamıştır.
Örnek mi?
Alın size tek parti idaresinin en koyu renklerde yaşandığı, seferberlik ve sansürün sıradanlaştığı, savaşın, yokluğun, açlığın kol gezdiği 1944'te yayınlanan Akbaba Dergisinin 5. sayısı. Şair, yazar ve siyasetçi Yusuf Ziya Ortaç'ın sahibi olduğu dergidir bu.
İkinci sayfasında 'İnsanlar 100 sene yaşayabilir' beyanatı yer alan Selim Sırrı Tarcan tarafından müteakip cümlelerde dönemle ilgili hiçbir eleştiriye girilmemiş.
16 sayfalık derginin 3-4 sayfasında Peyami Safa'ya ait bir romanın kısacık bölümü ile operanın kurucularından Saadet İkesus ile yapılan röportaja yer verilmiş.
Mizah Asfaltı adı verilen bölümde de dönemin siyasi düzenine dair tek bir eleştiri yer almıyor. Sonraki sayfaya Hikmet Feridun Es'e ait bir hikayenin küçük bir bölümü konulmuş.
Nükteler bölümüne dahil olan Ali Canip Yöntem de konjonktüre uyarak aydın sorumluluğunu yerine getirmemiş.
Velhasılı müstehcenlik ve Batı özentisi dışında dergide dikkatimi çeken hiçbir aydınlık alâmeti göremedim (!)
Anladığım kadarıyla aydın olmak iktidarda kimin olduğuna göre değişen bir vaziyet.
Kendinden olanın iktidarında aydın havadan sudan konularla meşgul olabilir, bunda bir mahzur yoktur.
Bana kalırsa, dönemin açmazlarını gördüğü halde başını kuma gömmek de dolaylı şekilde taraf tutmaktır.
Ben devleti ve milleti geleceğe taşıyan değerlerden yana taraf olmayı her daim kendime vazife bildim.
Hâlâ da değişmedim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder