19 Ocak 2018 Cuma

Sinema ve Propaganda

Can Dündar belgeseli Gazi Paşanın insani tarafını öne çıkarınca kızılca kıyamet kopmuştu.
Hatırlarsınız o günleri...
'Vay sen Paşamızı nasıl zayıf gösterirsin?' diyenler çıkmıştı.
Bu bağnazlığı anlamakta zorlandığımı itiraf etmeliyim.
Çünkü propaganda maksadıyla filmler çektirilmesi âdettendir.
Hindistan'da herkesin zevkle izlediği Aamir Khan filmleri böyledir...
Artık iyice bayan Amerikan Evanjelistlerinin son kurtuluşçu filmleri de öyle...
Ya İngiltere'de?
Birleşik Krallık son bir iki yılda vitesi epey yükseltti.
Başarılı sayılan kraliçeler dönemini (Victoria ve II. Elisabeth) ön plâna çıkaran düzineyle film dizi çekiliyor.
Böylece sömürgeci dönemin nefreti unutturulmaya ve Hindistan ilişkileri onarılmaya çalışılıyor.
Ayrıca demokrasiye karşı monarşiyi sıcak ve sempatik gösteren filmlere destek veriliyor.
Soğuk ve kibirli milletin bir o kadar soğuk ve kibirli hanedanı, dünyaya insanî boyutlarıyla yutturuluyor.
Geçmişleriyle irtibatları koparılan İnsanların özlemleri Kraliyet ailesi üzerinden tatmin ediliyor.
Hiçbir masraftan da kaçınılmıyor.
Söylentiye göre Prens Henry ile nişanlısının aşkları dahi filme alınacakmış.
*
Ülkenin politik hedefleri film/dizilere ekleniyor demiştik.
Meselâ dizilerden 'The Indian Detective' veya 'The Crown'...
'Churchill' ile 'Viceroy's House' filmleri...
Ya da 'Victoria ve Abdul' adlı film...
Stephen Frears imzasını taşıyan bu son film meselâ; 3. sınıf bir propaganda filmlerinin tüm özelliklerini taşıyor.
Britanya'nın ötekine bakış açısı olduğu gibi sahneye yanstılmış.
Merak ettiyseniz konusu şöyle:
Kraliçe Victoria Müslüman bir Hintli olan Abdul'ü hizmetkâr (!) olarak yanına alır.
Hizmetkâr daha ilk tanışmada ayağına kapanıp ayakkabısından öper (!).
Samimiyetinden (!) hoşlanan Kraliçe onu öğretmen (!) olarak yanına alır.
Hintli ona hizmette kusur etmez; Arap alfabesiyle Urdu dilini öğretir.
Kur'an'dan âyetler okur (!).
Bittabiki
Kraliçe Kur'an'a özel bir ilgi gösterir.
Bununla da yetinmez.
Saray koridorlarından birine Hintli liderlerin fotoğraflarını koydurur.
Özel bir odayı Hint geleneklerine göre donatır.
Victoria ile Abdul arasındaki ilişki olağanüstü düzeye ulaşır.
Öyle ki Kraliçe Müslüman Hintliyi kendi ailesinin önüne koyar.
Aile üyeleri topyekün istifa tehdidinde bulunur.
Kraliçe rest çeker.
Müslüman Hintlinin kara çarşaflı karısı ile annesini Hindistan'dan getirtir.
Onlara karşı hayli lütûfkâr davranır.
Hintli Müslümanın hastalıktan ölen karısının saraya gömülmesine izin verir.
Kendisi de bizzat seremonide yer alır, Abdul'ün elinden tutar.
Öyle ya, Hintlilerin bir toprağı da İngiltere'dir.
Ölüm döşeğindeyken yanına oğlu ya da kızları yerine Müslüman Hintliyi ister.
Film böylesine mesaj yüklü duygusal sahnelerle sona erer.
*
Şimdi anlamakta zorlandığım soruya geleyim;
Bizim liderimizin insanî hali insanlara neden propaganda mahiyetinde sunulamıyor?
Sömürgeci nefretin temsilcilerinin filmleri çekiliyor da bir ulusun bağımsızlığını sağlayan kahramanın filmleri neden çekilmiyor?
Önündeki engel ne?
Politik hesaplar sebebiyle İngiltere'de bu tür filmler oluyor, ABD'de oluyor da neden Türkiye'de bugün tepki görüyor?
Yönümüz Batı ise Batı bunun en alâsını uyguluyor...
Oralarda liderin insanî kişiliği toplumu hatta ülkeleri yakınlaştırmak için kullanılıyorda bizde neden rahatsızlık uyandırıyor?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder