29 Mayıs 2018 Salı

27 Mayıs'ta alyans işi!

Demokrasiye geçildiği bir dönemde yer altına inecek, cuntalar kuracak, devletin derinliklerine yerleştirdiğin adamlarınla ilk kez milletin çoğunluk oylarıyla iktidara gelen bir siyasetçiyi gece karanlığında indireceksin!
Sonra da düzenlediğin gönüllü (!) bağış kampanyası ile devirdiğin lidere oy veren milletten alyansını isteyeceksin!
Olmaz böyle birşey!!!
Bu ne bizde ne
Kim kendisi için özel bir anlamı olan alyansını çıkarıp darbecilere verir ki?
Bugün bile yapılsa kimse böyle bir kampanyaya destek vermez.
Hep kafamı kurcalamıştır bu konu!
Nedir bu 'alyans' işi?
Bir şifre mi, bir sembol mü?

 Görüntünün olası içeriği: 2 kişi

Başarılı olmak için...

Herhangi bir işte başarılı olmak için 3 şey gerekir:
Niyet, kabiliyet ve gayret.
Dua niyetin girizgâhı olduğundan önemli ve önceliklidir.

İsrail'de bir Rothschild

Islahat Fermanının ilân edildiği gün İstanbul'da sürpriz bir ziyaretçi bulunuyordu: Paris Merkez İdare Meclisi liderlerinden Baron Alphonse de Rothschild.
Önemli ziyaretçi Baron Rothschild daha sonra İstanbul'daki Yahudi ileri gelenlerini toplantıya çağırdı.
Çağırma sebebi şuydu:
"Türkiyeli din kardeşlerinin ahlâkî ve toplumsal durumlarını yükseltmenin yollarını araştırmak ve onları Sultan Hazretlerinin yaptığı hayırlı işlere daha layık hale getirmek."
Buyrun tarihi yeniden yazın...
Padişah fermanı kendi irade ve isteğiyle mi yayınladı yoksa uluslararası bir baskıya mı maruz kaldı?

https://family.rothschildarchive.org/people/47-mayer-alphonse-alphonse-de-rothschild-1827-1905

Burnabat

16 yıla yakın İzmir'de görev yaptım.
İtiraf edeyim, bu süre boyunca işten güçten ve gençliğin estirdiği rüzgârlardan fırsat bulup İzmir'i tarihî, iktisadî ve kültürel bakımdan inceleyedim.
Bildiklerim de genelgeçer şeylerden öte şeyler değil.
Konak İlçesinde oturmayı yeğlediğim halde hakkında pek fazla şey bilmem.
Diğer ilçeler içinde öyle...
Gerek üniversite sınavları gerekse arkadaş ziyaretleri için birçok kez gittiğim Bornova hakkında da pek fazla bilgim yok.
Oysa bu güzel ilçenin adı Burnabat'tan evrilme imiş.
Rivayete göre Osmanlı dönemindeki resmi adı Birun Abad (dıştaki bayındır yer) imiş.
Bugün Bornova ile ilgili yeni bir şey daha öğrendim.
Tarımsal becerilerinin zayıflığıyla bilinen Yahudilerin Sefarad kolunun gittiği Fransız destekli okul, yurt dışından nakdi destek alarak 19. yüzyıl sonlarında burada bir çiftlik satın almış.
Okulun öğrencilerine bu çiftlikte tarım eğitimi vermek için de Filistin topraklarındaki Yafa'da kurulu Mikve Yisrael (İsrail'in ümidi) adlı tarım okulundan bazı eğitimciler getirmiş.
Fakat umdukları başarıyı sağlayamadıklarından işi sonlandırmak zorunda kalmışlar.
İşte böyle...
Yaşadığın yerin tarihini merak edip öğrenmek lazım.

Medenî

Medeniyet, 'Medine'den geliyor.
Medine, 'dinin yaşandığı yer' demek.
'Din' ise 'borç' anlamında.
Dolayısıyla kişi borcunu ödeyebildiği kadar 'medenî' olma vasfına erişir.

En baba çevreci

3-5 ağaç diken en üst perdeden kahraman kesiliyor ve bazı siyasî hesapları çevre üzerinden görmek istiyor.
Öyle dernek kurup miting yapmayla ya da 2-3 dönüme 5-10 ağaç dikmekle çevreci olunmaz.
Enerji ve çevre tarihini bilmeyen adamın çevreciliği itibara lâyık değildir.
...
Tarihçi Niall Ferguson, 17 veya 18. yüzyılda Britanya'da adam asmak için bile bir tane ağaç bulunmadığını yazar.
Şimdi bakıyorsunuz İngiltere ve İskoçya yemyeşil.
Nasıl oldu bu?
O yıllarda evlerde yakıt olarak odun kullanılıyordu.
Kömür bulununca hemen evlerde kullanılmaya başlandı.
Böylece ağaçlar kesilmekten kurtuldu.
Eğer çevreci iseniz, evvelâ ağaçları yakıt olmaktan kurtarmanız lâzım.
Bunun için de şehir köy ayrımı yapmadan her eve doğalgaz veya kömür götürmeniz gerek.
İşte bu yapılabilirse ağaçlar büyümeye, çevre kendini toparlamaya başlar.
Bunu yapan da 'EN BABA 'ÇEVRECİ' sıfatını hak eder.

27 Mayıs: Türkiye için karanlık bir gün...

 Bugün 27 Mayıs...
19. yüzyılın başından itibaren gayrimeşru usüllerle adım adım devlet gücünü ele geçiren, kendi değer ve menfaatlerini millete tercih edenlerin gündüz yapacak cesareti gösteremedikleri için bir gece yarısı yaptıkları meşum darbenin yıl dönümü.
Hürriyet ve baskı perdesi altında iftira ve yalanlarla yola çıkanlar (askerleri kullanan siyasetçi, gazeteci, hakim, savcı ve öğretim üyeleri), milletin iradesini ve seçme hakkını gasbederek tarihe kara bir leke olarak geçtiler.
Bugün artık ne adları anılıyor ne de yaptıkları çirkinlikler...
Tarih her zaman Menderes ve arkadaşları gibi millete hizmet yolunda bedel ödeyenleri hatırlıyor.
27 Mayıs'ı ve işbirlikçilerini lanetliyor, merhum Menderes ve arkadaşlarını (Fatin R. Zorlu, Hasan Polatkan ve Tevfik İleri) tazimle anıyorum.

Türkiye'yi Suriye yapmak için girişimde bulunuldu

27 Mayıs darbesi öyle uğursuz bir darbeydi ki arka plânında yer alan üst akıl, ülkenin yönetim şeklini değiştirmeyi dahi kafasına koymuştu.
Ankara ve İstanbul'da kritik makamları ele geçiren üst düzey bazı generaller, mutabakata varılan ilkeler yerine kendi emellerini gerçekleştirmenin peşindeydi.
Türkiye'yi Suriye'ye çevireceklerdi.
Milletin iradesini hiçe sayıp bir azınlık diktatörlüğü kuracaklardı.
Ama cunta içindeki bazı sünni subaylar oyunun farkına vararak yumruklarını masaya vurdular.
O yumruk hiç şüphesiz kısa süreli demokrasi deneyiminin en önemli köşe taşlarından biriydi.
Detaylar için bkz: Kaostan Düzene, BAAS mı? başlıklı bölüm.

Bir dili öğrenmek müşteri olmaktır

'Fransız dili Fransız alışkanlıkları sağlar, Fransız alışkanlıklarıysa Fransız ürünlerinin alınması demektir. Fransızca bilen kişi de Fransa'nın müşterisi haline gelir.' (Rheims-1891)

Bir belge

Resmi Gazete yayın tarihi: 1 Nisan 1949
Günü: Cuma
Sayısı: 7171
Kanun karar sayısı: 8942

Soru 1: Neden 1 Nisan şaka günü?
Soru 2: Neden Cuma?
Soru 3: Neden derhal tanınma?

15 Mayıs 2018 Salı

Yazar olmanın 12 koşulu

Gerçi sosyal medya sayesinde artık her gün binlerce yazar çıkarıyoruz ama, yazarlık hala kağıt üzerine basılan eserle ölçülüyor. Buna çok kişi heves ediyor. Kağıda basılması kıstas ise, 45 yıldır yazıyorum ama yazar mıyım, çiftçi miyim, hevesini alamamış bir amatör müyüm belli değil. Gene de bu kadar sürede yazarlıkla ilgili birkaç şey öğrenmiş olabilirim. Az kağıt kalem harcamadım doğrusu. Bunları her yaştan yazar adayı ile paylaşmayı isterim. Bakın, kabul edilen yazarların önemli sırlarını veriyorum. Pekiyi ben uyguladım mı? Kısaca hayır (ya da birkaç tanesi için belki). Bunun nedeni büyüyünce ne olacağıma hala karar verememiş olmam. Verirsem, önümüzdeki yirmi yılda yazar olarak tanınmaya başlarım. Yaşarsak görürüz.
 

Evet efendiiim... Yazar olmak için

(1) Etrafta dolaşıp nabza göre şerbet verilecek. Artık kimleri hedef kitle olarak seçtiyseniz, onları memnun etmeniz gerekir. Biz herkesi kızdırdığımız için pek şansımız yok gibi, ama gene de umudumuzu yitirmiyoruz.
 

(2) Orijinal ve yaratıcı görünmek için kaynağınızı iyi gizlemeniz gerekir. Amman dikkat. Açık vermeyin. (Orijinallik kaynağını gizleme sanatıdır.)
 

(3) Noktalı virgülü pek kullanmayın, hatta mümkünse hiç kullanmayın. (Aaa!, bu fazlasıyla ciddi, ikinci aşamaya geçenlere göre bir önerme oldu ama madem yazdık, silmeyelim.)
 

(4) Yazdığınız her metni mutlaka kısaltın. İki bin kelimelik bir metni, hiç bir fikri yitirmeden önce bin sekiz yüz, sonra bin altı yüz kelimeye indirirseniz yazı güzel olur. Siz yılmayın, en güzel yazıya ulaşmak için yüz elli kelimeye kadar indirin. Sonra hepsini iptal etmeniz çok daha kolay olur. Ne kadar çok yazıyı yırtarsanız, sonraki yazılarınız o kadar kısa ve güzel olur. Mesela şu sadelikteki güzelliğe bakın: "Pztsi görüşürüz, selamlar." Gerisini okurun hayal gücüne bırakın, onlara ne kadar güvenirseniz, onlar da size o kadar güvenir. "Heey Gringo" dedikten sonra artık pos bıyıklı Meksikalıyı anlatmaya gerek var mı?
 

(5) Bilinen şeyleri tekrarlamayın ama abartmaya gerek yok. "Olay Rusya'da geçiyor, gerisini bilenler bilmeyenlere anlatsın" ... o kadar da değil yani.
 

(6) Giriş en zor bölümdür. Gerisi gelir. En bilinen giriş "sicim gibi yağıyor, hızla yürüyenler rüzgarın savurduğu şemsiyelerine sıkıca sarılıyordu" şeklindedir. Gerilim içerir. Ya şemsiyelerine sarılmasalar. Ya kayıp düşseler. Allah göstermesin. Buna karşı, "herkes kızgın güneşten kaçmak için renkli plaj şemsiyelerinin altına sığınmıştı" gibi bir cümle daha başından gevşeklik yaratır. En çok, güneş gelince gölgeye kaymak için biraz yer değiştirmek gerekir. O kadar da gayret olsun.
 

(7) Her ressamın günün birinde heykel yapmak istemesi gibi, her yazar da bir gün şiir yazmak ister. Onda dokuzu da şiiri kafiye sanır. Yakınları, amatör şairleri sözlüklerden uzak tutarak onların kafiyeli kelimeler aramasına mani olmalıdır. Lügatleri tararım/Kafiyeleri ararım/Dizeleri birleştirip/Şiirleri sıralarım
 

(8) Yazar modayı izlemelidir. O sıralar hangi konular revaçta ise peşinden koşmalıdır. Yoksa daha ne olduğunu anlamadan "out" olur. Hüsranla biten kısa bir yazarlık hayatı istemezsiniz değil mi? (Bu son cümle sizin yabancı dizilerden arakçılık yaptığınızı ifşa edebilir.)
 

(9) Yazar kendi deney ve gözlemlerinden hareket etmelidir. Tarihi roman yazanlar hariç. Onlar istedikleri gibi üfürebilirler. Gözlemleri TV dizileriyle sınırlı olduğu için "cariye odaya girdiğinde padişah dişini fırçalıyordu" veya "Kahya(!), tuvalet kağıdı bitmiş, tez getür yoksa kelleni alırum" dedirtebilirler. Onlara serbest.
 

(10) İddialı olun. İddiasız yazar olmaz. Yazarken dünyanın en büyük eserini meydana getirdiğinizi düşünmelisiniz. Böylece birkaç düzine okurunuz olabilir. Bu da günümüz dünyasında az sayılmaz. İddialı olunmalı ama şükretmesini de bilmeli.
 

(11) Gerçek yazarlık gönül işidir. Para beklenmez. Önce az çok dünyalığınızı yapmalı, sonra yazmaya başlamalısınız. Yeterli parayı kazanıp düzeninizi kurduğunuzda yetmişe yaklaşmış olursunuz. Sonra da masa başında uyuklamaya başlarsınız. Tabii, Tolstoy gibi kont olarak doğarsanız başka. Bizde niye yazar çıkmıyor demeyin. İttihatçılar paşazadelerin kökünü kurutunca yazar da çıkmaz oldu. İşin yoksa sil baştan, yeniden aristokrasi oluştur. Boyacı küpü değil ki, sok çıkar aristokrasin olsun. Kaç nesil ister. Gerçi "Reis"in böyle bir niyeti var gibi, ama bakalım, görelim.
Abooov, bakın siyasete bulaşır gibi olduk. Allah muhafaza.
 

(12) Yazar zinhar politikaya bulaşmamalı. Herkesle iyi geçinmeli. Zaten bir avuç okur var, onların da bir kısmını itelememeli. Ne ifrat, ne tefrit. İtidalden ayrılmamalı.
 

İşte, bunlar yazar olmak isteyenlerin kulaklarına küpe olsun. Bizde nasihat bitmez. İkinci aşamaya (meşhurluk yoluna) geçenlere gene söyleyeceklerimiz çoktur. Kalbinizi temiz tutup çalışın. Sizin de olur.

(Alıntı: Prof.Dr.Mehmet Tanju Akad)

Hakikat

Yabancı Marksistleri ve 27 Mayıs solunu okudum.
Kitaba düşkünlüğünü ve değişime yatkınlığını takdir ettim.
Sağı da bilirim.
İnancına bağlılığı ve onca engele rağmen ayakta duran azmi takdire şayandır.
Tarihi bir vak'ayı ya da kişiyi değerlendirme söz konusu olduğunda ne solu ne de sağı takarım.
Tek ölçüm hakikattir.
Belki ümidiniz kırılacak ama söyleyim, yazar çizer tayfasında bu tipleri toplasanız, sayısı bir takım askere ulaşmaz.

Film icabı

Geçen gün bir arkadaşım anlatıyordu.
Yaşlı teyzesi televizyonda seyrettiği yerli filmlerde birisi öldürülünce çok üzülüyor, ağlıyormuş.
Oğlu ısrarla bunun gerçek olmadığını söylemesine rağmen onun gözyaşları dinmiyormuş.
Arkadaşım bunu anlattıktan sonra çok güzel yorumladı:
'Aslında teyzem haklı. Çünkü cinayete verilecek tek insanî tepki bu olmalı. Ama bak, biz bunlara bile alıştırıldık. Amerikalılar Irak'ı bombaladığında da, her gün onlarca kişi öldürüldüğünde de, biz onu film icâbı gibi görüp susuyoruz.'
(Alıntı: Savaş Ş. Barkçin, Kalbin Aklı, İnsan Yayınları, s.93)

Anadolu

'Anadolu' kelimesini merak eder dururdum hep, ne anlama geliyor diye.
'Anaların bol olduğu yer' diye söylenirdi bazen.
İtiraf edeyim, bu karşılığı hep yetersiz ve mantıksız buldum.
Bir kaynakta belki de asıl anlama rastladım.
'Anadolu' kelimesi meğer Rumcada 'Doğu Memleketi' demekmiş.
(NOT: İnternet kaynaklarına göre, 'Anatolie' Rumca'da 'Doğu'dan Yükselen Güneş' anlamına geliyor.

Güzel ahlâk

Ekonomik yeterlilik, siyasî güç, medya desteği ve iyi eğitim olanakları...
Hepsi tamam.
Lâkin dine bakışta müspet bir değişim gözlenmiyor.
Ne bizde ne de başka coğrafyalarda.
Her türlü imkân varken bunun sebebi nedir?
Neyi gözden kaçırıyoruz?
Bence şunu: Gerek Peygamber döneminde gerekse sonrasında İslâm güce yaslanarak olağanüstü bir hızla yayılmadı.
İnsanlar gönüllerini kılıcın keskinliğine değil güzel ahlâka açtı.
O ahlâk gönülleri sarmadığı için bugün hiçbir değişim olmuyor.

Tamah

Hırs insanı yöneten bir güçtür.
Devleti yönetenlerin bulunduğu yer, şahsi duyguların ve kaygıların üstüne çıkılması gereken bir yerdir.
Menderes, Özal, Erdoğan dışında böyle bir siyasetçi tanıyan var mı?
Şöyle bir hafızamı yokladım, aklıma başka isim gelmedi.

Kahramanlar

Ne acılar çekerek bugünlere geldik!
Darbeler, faili meçhuller, ihanetler, ilgisizlik, fakirlik ve sefalet...
Dahası yabancıların tahakkümü ve aşağılamaları...
Ama güzel ülkem bunun yanında kahramanlar da gördü.
Kahramanların olduğu yerde her zaman umut vardır.

Kalbin terbiyesi

Vücûdu biçime sokmak, terbiye etmek için spor yapıyoruz.
Aklı geliştirmek için alimleri dinliyor, kitap okuyoruz.
Ya kalp için ne yapıyoruz?
Keşke biraz da kalbin terbiyesi için zaman ayırabilseydik!

Gerici

'Gerici' olarak yatfalananlar aslında geri oldukları için değil, geri kalmaları istendiği için o isimle yaftalanıyorlar.
Çünkü herkes karşısındakini nasıl görmek isterse o şekilde tanımlar.
Karşımızdaki aynamızdır, orada ne görüyorsak biz O'yuzdur.

Aday olur muydu?

Kurucu genel başkan olup kişisel risk almamış,
Adı ve idealleri ile partiye ilham olmamış onunla özdeşleşmemiş,
Kendi adının ilk sırada yazdığı hiçbir seçime girmemiş,
Halkın karşısında ter dökmemiş,
Kişiliği ve hizmetleriyle toplumda genel kabul oluşturamamış,
Azim, cesaret ve gayretle değil ikinci adam olmanın, gölgede kalmanın nimetleriyle parlamış bir kişi olsanız, bütün bu saydığımız vasıfları haiz gücünün doruğundaki bir liderin karşısına çıkar mıydınız?
'Ben çıkardım' diyen ne siyasetten ne de stratejiden anlıyor.
II. adamlar bunları iyi bilirler, küçümsemeyiniz!

Soylu

Nerden gelip nereye gittiğini bilen insan soyludur.
Soyluların düşünceleri ve eylemleri de soyludur.
Soylu bir insan yaya yoluna araba park etmez.
Soylu bir insan kedinin kafasına değnekle vurmaz.

Hurdacı Çaycı

Özel kanalların birinde bir program var.
Bu programda 'Antiques' adlı işyerinin sahibi olan bir İngiliz altında arabayla farklı şehirlerde satışa sunulan hurdalardan malzeme satın alarak restore ettiriyor ve satıyor.
İlk kez seyredince meraklandım, ikincisinde garipsedim, üçüncüsünde hoppalala dedim.
Çünkü kimse 250-300 yıllık malikanedeki halen kullandığı değerli antikalara el sürdürmüyor.
Sattıkları şeyler hizmetlilerin kullandığı türden düşük kıymetli hurdalar...
Alan da hurdacı ama nedense bunun için böyle bir program yapılma ihtiyacı hissedilmiş.
Baktım izleyenlerle resmen dalga geçiliyor.
Bu geçilen ilk dalga olayı mı derseniz değil.
I. Dünya Savaşında İngilizler aynı yöntemi bir daha uygulamış, Mısır'da kurdukları organizasyonun çaycısından Ortadoğuyu özgürlüğüne kavuşturan Lawrence adlı ünlü bir casus çıkarmışlardı.
İçimizden birileri de yazdıklarıyla gerideki büyük aklı değil de çaycıyı kahramanlaştırma operasyonuna malzeme taşımışlardı.
Büyük devletler, zekî insanlar hurdacıyla çaycıyla vakit öldürürlerse vay halimize!!!


Timing

Dik durmak kadar önemli bir şey varsa o da zamanlamadır.
Zamanlamayı iyi ayarlamazsanız herşeyinizi yitirirsiniz.
Ya vakitsizce uçmaya kalkan kartal yavruları gibi kayalara çarparak parçalanırsınız ya da erken öten horoza yapıldığı gibi kafanızı koparırlar.

Birleşik Kore'ye doğru...

Ortak bir noktada buluşan Kore liderleri eski düşmanlıkları rafa kaldırmak için ilk adımları attı.
K.Kore lideri Kim, Nobel barış ödülünün ABD Başkanı Trump'a verilmesi gerektiğini söyledi.
Müstakbel barış etkinliğinden eli kırmızı düğmede bir kahraman çıkarılması hiç de fena olmazdı hani!
Bugün de Türkiye Cumhurbaşkanı G.Kore'yi ziyaret ediyor.
Ardı ardına yaşanan hareketli trafik şu anlama geliyor:
İki Kore'nin birleşmeye doğru gidişi, Soğuk Savaş'ın ve ABD-SSCB karşıtlığı üzerine kurulu dünya düzeninin resmen sona erdiğini gösteriyor.
İkincisi, ABD iki Kore'yi yakın bir tarihte birleştirerek sermaye ve teknoloji transferiyle büyütmeyi deneyecek.
Muhtemelen buraya bir de Amerikan hava/deniz üssü kuracak.
Böylece kapanda sıkışmış gibi duran bir ülkeyi truva atı gibi kullanarak Pasifik Okyanusunun güçlü ülkeleri Çin'i doğudan, Japonya'yı batıdan, Rusya'yı güneyden tehdit etme imkânına kavuşacak.
G.Kore ile tarihten gelen bağlarını kullanan Türkiye, askerî ve teknolojik işbirliği yaptığı Japonya'yı bölgede yalnız bırakmayacaktır.

Darağacında 3 fidan

Az önce bir hanımefendi alttaki 3 gencimizin resmini paylaşınca gönülleri dağlayan bu olayın ardındaki gerçekleri yazma ihtiyacı hissettim.
Olay şu:
Yaşadığımız bütün darbeler öne sürülen iddiaların değil Türkiye üzerindeki İngiltere-ABD çekişmesinin bir sonucudur.
Dolayısıyla darbeler dışarıdan plânlanır, içerdekiler tarafından icra edilir.
Eğer bir kahraman aranıyorsa o bizimkilerden biri değildir.
Çünkü bizimkiler yalnızca alettir, daha fazlası değil.
Şimdi tarihî bir gerçeklikten yola çıkarak bu iddianın sağlamasını yapalım:
Bir yabancı devlet başkanı 6 Mart 1961'de 30 dk.lığına Türkiye'ye geldi.
Darbeciler ile görüştü ve gitti.
Başvekil Menderes 17 Eylül 1961 günü idam edildi.
Yani bu görüşme gerçekleştikten 6.5 ay sonra.
İnönü'nün onayı vardı.
Bundan 10 yıl sonra 12 Mart 1971'de muhtıra verildi.
Fotoğraftaki 3 genç 6 Mayıs 1972'de idam edildi.
İnönü idamları engellemek için çok uğraştı ama gücü yetmedi.
Peki bağlantı nerede?
Bağlantı şu: İdam tarihinden yaklaşık 6.5 ay önce yani 18 Ekim 1971'de aynı devlet başkanı bir kez daha Türkiye'ye gelmişti.
Sonuç:
Birbiriyle küresel egemenlik rekabeti yapanlar sağ sol ayırt etmeden bizim insanlarımızın idam tarihleri üzerinden birbirlerine mesaj veriyorlar.
Adam olmamız için daha kaç insanımızın idamı gerekiyor?
İnanmayanlar google'a detay isteyenler Kaostan Düzene'ye müracaat edebilirler.


Akl-ı Selime davet

Siyasetin en küçük hücrelerine kadar derinden nüfuz ettiği bir ülkedeyiz.
En yakınımızdakiler bile en ilgisiz konuda bizi bir tarafa yamayıveriyorlar.
Kimsenin hakikati filan aradığı yok!
Herkes ideolojisine uygun olanın peşinden yürüyor.
Milliyetçilik dedin mi şunun kuyruğunda, solculuk dedin mi bunun, ılımlı dedin mi ötekinin...
Okumayan bir toplum oluşumuz da bunu pekiştiriyor.
Oysa hayat akıllı insanların siyasî sonuçlar için kurguladığı ideolojilerin değil, hakikatlerin üzerine kurulu...
Eğer gizlice kulağınıza fısıldanan milliyetçilik, özgürlük gibi vaatlere kapılırsanız sonunuz Irak gibi Suriye gibi Arabistan gibi Arnavutluk gibi olur.
Ya sizi üçe beşe böler ya kaynaklarınızı sömürür ya da fabrikalarında köle yaparlar.
Aynı duruma düşmek istemiyorsak, ideolojiyle değil akılla düşünmeliyiz.
Sloganlara değil olgulara bakarak kararlar vermeliyiz.
Tüm vatandaşları tilkilerin kurnazlığına karşı akl-ı selime davet ediyorum.

Elveda Çerkesya

Değerli büyüğümüz Mehdi Nüzhet Çetinbaş'ın kaleme aldığı 'Elveda Çerkesya' kitabını başladığımın üçüncü gününde bitirdim.
Çınaraltı Yayınlarının ve kıymetli editoryanın katkılarıyla yayınlanan 320 sayfalık kitabı akıcı dili sayesinde okumam uzun sürmedi.
Kendim de bir Kafkas göçmeni olduğumdan Koblı sülalesinin yaşadıklarının etkisini hâlâ üzerimden atabilmiş değilim.
Eski bir öğretmen olan Mehdi Hocamız, kitabında sülalesinin Kafkasya'dan Bulgaristan sınırlarındaki Şumnu'ya, oradan da İzmit'in Ketenciler köyüne gelişleri sırasında yaşanan hüzünlü olayları aktarıyor.
Hüzünlü diyorum çünkü uzun yıllar savaştıkları vatanlarından kopartılan bu insanlar iskân edildikleri yeni toprakları da canlarını dişlerine takarak savunmayı bir vazife bilmişler.
İmparatorluk topraklarında gözü olan düşmanlara karşı şehitler vermiş, gazilik mertebesine erişmişler.
Sn. Çetinbaş geçmişi geleceğe taşıyarak önemli bir vazifeyi yerine getirmiş.
Kendisine teşekkür ediyor, çalışmalarının devamını bekliyoruz.
Aynı görevi diğer büyüklerin de yerine getireceğine olan inancımızı belirtiyoruz.
Yazması büyüklerden okuyup ders alması küçüklerden...

Özgür karakter

24 Haziran'dan sonra Türkiye memur devletinden zanaat, ticaret, teknoloji devletine dönüşmek için bazı cesur adımları hızla atmalı.
En güçlü ilk 10'a girmek istiyorsak özgürlüğün karaktere yerleşmesi şart.

9 Mayıs 2018 Çarşamba

Azıcık...

Korkma gülüm ...
Çelik sertliğimi görme bugün.
'Ne isterdin?' diye sor bu yaralı yüreğe.
Derdim ki...
Yüreğimi burkan karamsarlığı aşarak,
Candan tebessümleri rüzgâra saçmak isterdim.
Kader azıcık tolerans gösterseydi...
Kayalar yığmaktan vazgeçseydi önüme..
İşte o gün gülüm,
İyiliğin evrenine...
Güzelliğin doruğuna...
Ve sanatın ihtişamına ulaşmak isterdim.
...
Yalan bir dünyada karga sesidir bu.
Bülbül sesine müpteladır herkes ise.