18 Mayıs 2019 Cumartesi

Eleştirel düşünme


18 Nisan’da eğitimin zamanla ilişkisine değinmiş, planlayıcıların zamanın tüm boyutlarını ele alması gerektiğini yazmıştım.
Bugün o konunun devamı niteliğinde bir detaya değinmek istiyorum.
Biliyorsunuz, okul kitapları genellikle konu anlatımı ile sonrasına eklenen sorulardan oluşuyor.
Bu sorular konunun kavrama seviyesini ölçmek için soruluyor.
Genellikle ödev olarak verildiğinden, öğrenciler tarafından da pek sevilmiyor.
Bence bu tarz bir uygulama zaman boyutu dikkate alındığında eksik kalmaktadır.
Şöyle ki, kitaplarda yer alan bilgiler geçmişe aittir.
Kavrama sorularına verilen cevaplar ise bugüne aittir.
Peki yarın nerede?
Bilginin gelecekte nasıl kullanılacağı, öğrenilen konuların bugün anlaşılmasından daha önemlidir.
Dolayısıyla konu sonlarına 'Eleştirel Düşünme' bölümü konulmalı, bu bölüme eklenen çeşitli senaryolar karşısında bilginin kullanılma becerisi ölçülmelidir.
Bu ölçme öğrenci ile konu arasında bir aidiyet bağı kuracak, öğrencinin sorumluluk almasını sağlayacaktır.
Öğrencinin gerçek kapasitesi ile tabii eğilimini belirleyecek olan da bu bölüm olacaktır.
Rehberlik uzmanları verilen cevapları inceleyerek öğrencinin meslekî eğilimini ölçebilecektir.
'Eleştirel Düşünme' senaryolarına verilecek özgün cevaplar, mahiyetinden dolayı sözlü sorusu olarak da ölçme sisteminde değerlendirilebilecektir.
Düşünme, araştırma ve odaklanma yeteneğini geliştireceği için, sosyal medya ve internet bağımlılığından kurtulma gibi bir yan faydayı elde etmek de bu yolla mümkün olabilecektir.

Eğitimi zaman boyutunda düşünmek



Eğitim sisteminin yazboz tahtasına döndüğü söylemi herkesin dilinde ise de bunun gerçeği yansıttığını sanmıyorum.
Her aşamasında yanlışlıkların bulunduğu bir süreci çok kısa sürede tek hamleyle düzeltmek kolay değil.
Bugüne kadar bazı adımlar atıldı ve ana omurga oluşturuldu ama o da bir yerde tıkandı kaldı.
Zâten bizim coğrafyamızın kaderidir bu; işin esasında ve aktüele uyarlanmasında tıkanıp kalmak...
Bu kısa yazıda -bilebildiğim kadarıyla- bu konunun zamanla ilişkisine değinmek istiyorum.
Eğitim akıl, mekân (etnik, iklimsel, siyasi vs.) ve araçla ilgili olduğu kadar zamanla da yakından alâkalı bir konudur.
İdeal bir eğitim sistemi zamanın her 3 boyutunu da bünyesinde toplamalıdır.
Peki bu 3 boyut mevcut sisteme nasıl uyarlanabilir?
Bu tespiti yapmak için başka yerlere değil, hayattaki öncelik sıramıza bakmalıyız.
6-12 yaş arasındaki bir çocuk için birinci öncelik bugündür (hayatta kalma becerisi).
Dolayısıyla ana sınıfı ile ilkokulda bugüne dair dersler verilmelidir.
İnanç, ahlâk, adâp ve terbiye bu dönemin en önemli konularıdır.
İkinci öncelik milli dile aittir.
Türkçenin en güzel hali 4 yıla yayılarak detaylı bir şekilde öğretilmelidir.
Üçüncü önemli ders de beden eğitimidir.
Bunların dışında trafik kuralları, giyim-kuşam, basit sağlık ve hijyen gibi konular müfredattaki yerini almalıdır.
Rehberlik hizmeti bu dönemde yeteneklerin tespitine başlamalıdır.
Ortaokul dönemi ise geçmişe (köklenmek-şahsiyet oluşturmak) ayrılmalıdır.
Ayrımsız her öğrenciye gezi, sinema, tiyatro ve her türlü yardımcı malzeme ile doyurucu bir tarih eğitimi verilmelidir.
İkinci önemli konu rasyonel aklı geliştirecek olan matematiktir.
Lise dönemi ise geleceğe (hayallerini gerçekleştirmek) odaklanmalıdır.
İlk ve orta okulda eğilimi belirlenen gençler seçtikleri alanlarda mesleğe yönelik eğitim görmelidir.
Tıp tercihi yapacaklar fen bilimlerine, mühendisliğe gidecekler meslek liselerine, hukuku seçecekler sosyal bilimlere yöneltilmelidir.
Yabancı dil dersi lise müfredatında yer almalıdır.
Her bağımsız ve gelişmiş ülkede olduğu gibi, zamanın 3 boyutunda da herhangi bir ideolojiye yer verilmemelidir.
İdeolojiler üniversitelerde sâdece sosyal bilimlerde müfredata dahil edilmelidir.
...
Bu geçiş, zamanın akışında olduğu gibi kesin sınırlarla birbirinden ayrılmamalı, örneğin milli ve manevi değerleri güçlendiren dersler ile matematik her boyuta eklenmelidir.